Dilbilim Lisaniyat ve Alt Alanları (Dünya Edebiyatı)

DİLBİLİM



Dilbilim en basit şekliyle dili bilimsel yöntemlerle inceleyen disiplin olarak tanımlanabilir. Akademik bir disiplin olarak dilbilimin gelişimi son zamanlarda ve hızlı bir şekilde olmuştur. Dilbilim, 1960'lı yıllardan başlayarak oldukça rağbet bulmuş ve araştırmalara konu edilmiştir. Bu, kısmen gerek halk, gerekse aydınlar düzeyinde dilin insanla ve iletişimle ilgisi çerçevesinde uyanan bir ilgi artışını, kısmen de Chomsky ve arkadaşlarının çalışmaların­dan doğan, alanın o dönemdeki iç gelişimini yansıtır. Fakat dile bir takım farklı perspektiflerden yaklaşılabilir ve dil insan hayatında o derece temel bir rol oynar ki, pek çok disiplin dille şöyle ya da böyle ilgilenmek durumunda kalmıştır. Her bitim esasen en azından bir dil-bilimsel unsuru içerir; bu vazgeçilmez unsur da, teori ve gözlemlerinin dilidir. Peki dilbili­mi öteki bilimlerden ayırd eden şey nedir?

Özellikle dilbilime bitişik bir alan vardır: Bütün malzemesi sözle İlgili olan edebiyat incelemesi. Bununla birlikte bu örnekte bile dilbilimsel konularla ilgilenme tarzı bizzat dilbiliminkınden farklıdır. Tüm diğer alanlarda dil bir amaca götüren bir araç mevkiindedir. Yalnızca dilbilimdedir ki, o kendi başına bir amaç olarak incelenir.

Pek çok başka bilim gibi dilbilim de çok uzun bir tarih öncesine sahipse de, bağımsız bir akademik disiplin tarzındaki modern şekline ondokuzuncu yüzyılda ulaşmıştır. Özellikle Hindistan, Çin ve Yunanistan gibi okur-yazar toplumlarda doğan milli filolojilerin dilbilim­den daha eski bir geçmişi vardır. Modern dilbilim, Rönesans'taki semilik kaynaklardan ge­len ufak tefek katkılardan başka, Yunan-Roma geleneği temelinde Avrupa'da gelişmiştir. Bu milli filolojilerin teorik açıdan en gelişmiş olanı Hindisıan'ınkiydİ ve Avrupa'da ancak ondokuzuncu yüzyılda bundan haberdar olun­muş, öneminin kabul edilmesi ise çok daha ya­kınlarda gerçekleşmiştir.

Gramercilerin filolojik incelemeleri klasik gelenekte dilbilimin ana kaynağını teşkil etmisse de, diğer iki meslek de kayda değer niteliktedir. Birincisi, dilin yapısına (doğasına) du­yulan felsefi ilgidir. Burada başlıca sorun, ses ve anlam arasındaki ilişkinin doğal mı, sayma­ca (konvansiyonel) mi? olduğu idi ve bu konuyla İlgili en Önemli tartışma Platon'un Cratylus kitabında geçmektedir. İkinci kay­nak da retoriktir: halka hitap ederken veya ya­zı yazarken dilin etkileyici kullanımı, Protagoras'ın çeşitli fiil kiplerini ayırd edişi gibi dilbilimsel fenomenlerin ilk analizlerinden bazıla­rı uygulamalı ilgiden kaynaklanmıştır.

Ne var ki, en önemlisi İskenderiyeliler döneminde geliştirilmiş olan gramercilerin filolojik geleneğidir. Diğer milli filolojilerle ortak olarak bugelenek şu özellikleri sergiler: Dillerin incelenmesi bazı kutsal metinler ya da eski Yunanda Homer'in şiirlerinde görüldüğü gibi profan (din-dışı) metinlerin anlaşılması amacı­na yöneliktir. Dillerin incelenmesi, tek bir dil üzerinde yoğunlaşmayı ve onun, kaçınılmaz bi­çimde dilin değişmesiyle birlikte ondan farklı-laşan çağdaş konuşma dili de dahil tüm diğer konuşma formlarına üstünlüğünün değerlendirilmesini içerir. O tarihsel değişmeyi rasyo­nel bir süreç olarak değil, biçimsel olarak ideal bir durumdan bir dejenerasyon olarak gö­rür. Bu, mevcut kullanıma aykırı olan Özel bir biçimi restore etme yönünde bir girişim olan preskriptivizm kavramını getirir beraberinde. Yazılı metinler üzerinde yoğunlaşma, aynı za­manda temelde sözlü bir metni yazılı bir forma büründürür, çünkü sesler görünüşte kararlı ve sabit yazılı formların arızi tezahürlerinden ibarettir. Burada dilin bizzat kendisi için incelenmesi, kendisinden sonra gelecek gramerler için bir model oluşturacak Tecime Grantntatike (yaklaşık İ.Ö. 100 civarında yaşa­mış Dionysius Thrax'a atfedilir)'de çok çarpıcı biçimde ifadesini bulmuştur. Bu kitapta gramerler çeşitli bölümlere ayrıldıktan sonra 'gra­merin en nazik kısmı olan edebî kompozisyonunun değerlendirilmesi'yapılır.

Ne var ki, bu geleneğin katkıları bununla bitmez. O, Latince ve Yunanca için son derece elverişli olan ve mevcut dilbilimsel terminolo­jinin büyükçe bir kısmının kaynağı olan kapsamlı bir modelde geliştirmiştir. Bu model, sözcük-paradigma modeli diye anılır. Cümle, az sayıda sınıflar -konuşma parçaları- içerisinde form ve işlev temelinde bölünmez olan söz­cüklerden oluşur. Dahası, her konuşma parça­sı iki bakış açısından değerlendirilebilir: a) Bi-' Çimin iç değişkenliği (morfoloji), b) Konuşma zincirindeki diğer sözcüklerle İşlevsel ilişki (sentaks). Morfoloji alanındaki kalıcı başarı, sözlük anlamı 'Örnek' olan paradigma kavramının keşfedilmesiydî. îsîm gibi konuşmanın bükümlü (tasrifi) kısımları bir kategoriler dizi­sine göre değişiklik gösterir (örneğin olay ve sayı); ve belirli modeller son derece az sayıda­dır. Sözgelimi, Latince'de tüm birinci İsim çekimindeki isimler benzer biçim değişiklikleri gösterirler ve puella gibi herhangi bir isim diğerlerinin takip edeceği bir örnek olarak görü­lebilir. Bu bir başarı değildi ve dilde düzenliliği savunan analojistler ile onu reddeden anomalistler arasındaki İskenderiyeliler dönemin­de meydana gelen tartışmalardan neş'et etmişti. Düzenliliklerin araştırılması paradigmalar gibi kapsamlı kalıpların varlığını açıklayan analojistler tarafından yürütülüyordu.

Bu modelin daha belirgin bir görünümünü de burada zikretmeliyiz. O bir düzlemler hiyerarşisini içerir. Sesler sözcükleri oluşturur; sözcüklerse cümleleri meydana getirir. Bu noktada iki belli başlı düzlem sözkonusudun Fonolojik ve gramatik düzlem (gramatik düzlem, daha önce görmüş olduğumuz gibi morfoloji ve sentaksa ayrılır). Böylesi bir düzlemler fikri, dilbilim teorisinin bir parçası olma özelliği­ni korudu. Özellikle fonolojik ve gramatik düzlemlerin mevcudiyeti -aralarında ilişkiler olsa bile- herhangi bir dil teorisi için temel vazifesi görebilir.

Böylece isimlerle sıfatlar arasındaki farklar cevherler ve nitelikleri arasındaki farkları yansıtmaktaydı. Daha da ötede bir takım diller, İnsan aklında doğuştan bulunan bu tür kategorilerin tüm dillerde mevcut bulunması gerektiği varsayımı temelinde mukayese ediliyordu çoğunlukla.

XIX. yüzyıl, yalnız dilbilimin bağımsız bîr disiplin olarak doğuşuna sahne olmakla kalmadi, dil anlayışında da bir devrimi yaşadı. Keşif­ler ve sömürgeciliğin sonucunda Avrupa, bir­den çok sayıda ve çeşitte insan dilinin var olduğunun farkına vardı. Geleneksel açıklama Babil Kulesi'nin Kitab-ı Mukaddes'te anlatılan öyküsüydü ve başlıca sorun, dillerin karışma­sından önce hangi dilin konuşulduğu idi: Un-guaÂtlamica (Adem'in dili). Bununla birlikte şuna da dikkat edilmeye başlandı: Dilde orta­ya çıkan farklılıklar tesadüfi değildi; onlar Roman, Germen ve Sami dilleri gibi bir takım gruplara ayrılıyordu.

XIX. yüzyılın dönümü civarında geliştirilen esas açıklama, nasıl İspanyolca, her ikisi de aslen homojen bir dilin değişen biçimleri olduk­ları için, İtalyancaya benziyor idiyse, asli (eski) dilin yazıya geçirilmediği Latince için de benzer bir açıklama yapılmalıydı. Bir 'Proto-Germenik' ve bir 'Proto-Semitik' vb. dil bulunmalıydı. Bundan başka, çok eski bir dilden bu farklılaşma süreci, belirgin gruplaşmalara özgü değildi. Özellikle Hindistan'ın kutsal dili-olaıı Sanskritçenİn keşfedilmesi, ona belirgin benzerlikler taşıyan Latince, Yunanca ve diğer Avrupa dilleriyle birlikte asli (orijinal) bir Hİnd-Avrupa dili hipotezine yol açtı. Bu dil grubu, çoğunlukla daha yakınlarda birbirin­den ayrılmış olan Latince, Yunanca, Hind-Iranlı, Germen dili, Slavca vb. dilleri içine alı­yordu. Benzetme, bir aile (soy) ağacının aynı­sıydı.

XIX. yüzyıl dilbilimine egemen olan tarihsel karşılaştırmalı yöntem, temeldeki kadim dilin ve onda meydana gelen sonraki gelişmelerin kurulmasını amaçlıyordu. Başlıca Hind-Avrupa dillerine uygulanmasına karşın diğer dil ailelerinin incelenmesinde de ondan yararlanılıyordu. Dile bu bakış tarzı pek çok bakımdan klasik litolojiden tevarüs edilen geleneksel filolojiye taban tabana zıttı. Değişme tesadüfi bir yozlaşma olmayıp rasyonel kalıplar, dahi­linde meydana gelmekte olup dilbiliminin ana konusunu oluşturur olmuştur. Fonolojik dü­zeydeki değişimler telaffuz ve işitmedeki ben­zerliklere dayanarak anlaşılabilir. Buradan kalkarak,yazılı form da değişme yozlaşma (dejenerasyon) demek olmadığı için sonuçta dilbilimsel prescriptivizmin mantıksal temeli ortadan kalkar..

XIX. yüzyılda ve 1920'lere kadar gramatik tasvirin tevarüs edilen kalıbı sık sık değişmişse de, etkisini sürdürmüştür. Çünkü ilgi odağı tarihsel değişme üzerindeydi. Ne var ki 1920'lerin sonlarında, 'yapısal' adını verebileceği­miz dilbilimde diğer bir temel devrim vuku buldu. Bunun ilk ifadesi, Genovalı Ferdinand de Saussure'ün ölümünden sonra yayınlanan Cours de !inguisiiquegenerale (Genel Dilbilim Dersleri) (1915) adlı kitabında görüldü. Ken­disi tarihsel dilbilim eğitimi görmüş olan De Saussure, sosyal bilimlere yaygınlaşacak bir terminoloji getirdi. Dil tarihsel süreci açısın­dan art-zamanlı olarak (diachronically) ya da değişimden soyutlanmış bir durumda iç ilişki­lere dayanılarak eş-zamanh olarak (synehroni-cally) İki şekilde incelenebilirdi. Bu arada pek-çok bakımdan birbirinden ayrılan, fakat dilbi­limin ana konusunu dilin eş-zamanlı yapısın­da bulma noktasında birleşen bir takım yapısalcı okullar vardı. Bunda antropologların, Batılı olmayan diller üzerine yaptıkları çalışmalar, önemli bir etken oldu. Bu dillerin kayıtlara geçmediğinden sanki eşzamanlı bir yapıdaymış, hiç değişmiyormuş izlenimi veriyordu antropologlara. Bu da, antropologları veri alan dilbilimcilerin, batılı olmayan dillerin değişmeyen eş-zamanlı bir yapıda oldukları kanaatine sürükledi.

1957'de Noam Chomsky'nin Syntactic Stnıcuıre.s adlı kitabı üretici gramer dönemini başlattı. Temel kavram olarak işlevsel birimleri değil, kuralları almaktadır, Chomsky. Dahası gramer, Amerikan yapısalcı okulunun başaşağı durağı morfemler fonemlerden oluşur anlayışındaki gibi değil, fakat bütün cümle kalıpları arasındaki özel türden ilişkiler sentakstan başlayarakyukarıdanaşağıya doğru kurulmuş­tur. Gramer'İn tamamı aksiyomalik bir sistem­den farklı değildi. Temel formüllere çoğunlukla derin yapılar (deepstructures) adı veriliyor­du (özne + yüklem gibi). Birkaç yıl sonra şu görülmeye başlandı ki, bu temel yaklaşım yar­dımıyla dilin tanımlanması yapısalcılıkta oldu­ğu gibi farklıktan teorilere de kılavuzluk etmektedir ve bu alana egemen olan hiçbir tek teori olmamıştır.

Gerek yapısalcı, gerekse üretici gramer devriminin doğurduğu temel bir sorun, dilbilim içi (iruer linguistic) karşılaştırmaların rolüyle ilgiliydi. Tarihsel bilim esasen karşılaştırmalı bir yöntemdi, Takat yapıları tarihdışı olarak karşılaştırmak mümkün müydü? Amerikan yapısalcı okulu bu sonuçların içerikleri üzerinde durdu. Hakim görüşün tek evrenselleri, meto­dolojilerdi. Diller bir dereceye kadar farklılaşabilirdi, öyle ki hiçbir dilbilimsel genelleme yapmak mümkün olmayacak kadar. Prag okulu karşılaştırma yapılarının olabileceğini vurguladı ve özellikle fonolojide birkaç başlangıç yaptı. Chomsky 1965'te (Synlociic Stnteltıres) evrensel gramer kavramına yöneldi ve Grammeritv generale kavramını kendisinin selef'i ola­rak takdim elti ve Kartezyen dilbilimi savun­du. Tüm gramerler aynı derin yapılara sahipti ve bunlar evrensel bîr genetik temelli beşeri donanımı yansıtıyordu. Bu bakış açısı son tah­lilde, gramer formları üzerindeki evrensel sınırlamalarla değiştirilmek zorunda kaldı.

Dilbilim halihazırda önemli sayıda alt-alanlara bölünmüş durumdadır, bunlardan bazısı disiplnlerarası niteliktedir.

Dilbilim içerisinde, dilbilimcinin ilgi odağına ve alanına göre farklı dallar ayırt edilebilir. Önemli bir ayrım, Ferdinand de San s sure tarafından getirilmiştir: Diakronik (art-Zamanlı) ve senkronik (eş-zamanlı) dilbilim. Diakronik dilbilim dilin değişmesini inceler (buna aynı zamanda tarihsel dilbilim de denilir), senkronik dilbilimse dilin, herhangi bir verili za­mandaki durumunun incelenmesine atıfta bu­lunur. Tüm dillerin incelenmesi için genel prensiple çıkarmak ve bir fenomen olarak insan dilinin karakteristiklerini belirleme girişimleri sözkonusu olduğunda buna genel dilbi­lim adı verilir. Özel (belirli) bîr dil sistemine ait olgular üzerinde yoğunlaşıldığı zaman o, tasviri dilbilim adım alır. Amacı diller arasın­daki farklar, özellikle de bir dİl-öğrctme bağla­mındaki farklar üzerinde odaklanırsa, konıras-/(/(farkı görmek amacıyla karşılaştırma) dilbi­lim adı verilir. Eğer amacı temelde farklı diller ya da dil ailelerinin ortak özelliklerini tesbit etmek ise, alan karştlaştınn alt dilbilim (ya da ripolojik dilbilim) adını alır.

Dilbilimdeki vurgu tümüyle ya da kısmen tarihsel olduğunda, söz konusu alan karşılaştırmalı filoloji ya da sadece filoloji olarak adlandırılır. Yapısal dilbilim terimi zaman zaman 1940 ve 1950'lerde geçerli olan sentaks ve fonolojiye aşırı özgül yaklaşımlar çerçevesinde yaygın biçimde kullanılır. Zaman zaman da yüzey (surface) yapıdaki dilbilimsel birimler ara­sındaki açık ilişki sistemlerini kurmayı amaçla­yan herhangi bir dilbilimsel analiz sistemine atıfla bulunan daha genel bir anlamda kullanılır. Dil incelemesinde vurgu, derin (dcep) yapı gibi kavramlara başvurmaksızın yapılır ve birimlerin tasnifi üzerinde olursa, kimi dilbi­limciler, özellikle de üretici gramer (generati-ve grammar) okuluna bağh olanlar, bayağı an­lamda taxonomik dilbilimden sözederler.

Dilbilimle diğer bilimlerin çakışan ilgileri yeni karma bilim dallarının oluşmasıyla sonuçlanmıştır: antropolojik dilbilim, biyolinguistik, etno-linguistik, matematiksel dilbilim, psikolinguistik, sosyo-linguistik vb. Dilbilime ait bulgu, yöntem ve teorik ilkeler diğer alanların sorunlarına uygulandığında uygulamalı dilbilimden sözedilir. Fakat bu terim stk sık yaban­cı dil öğreniminin teori ve metodolojisinin in­celenmesiyle sınırlı kalmıştır.

(SBA)





edebiyat/chomsky Dil bilimi

Dilbilim veya Lisaniyat, dilleri inceleyen bilim dalıdır. Bu incelemeyle ilgilenen kişiye dilbilimci denir. Dilbilim, teorik de uygulamalı da olabilir.

Genel dilbilim|Genel (veya kuramsal) dilbilim dillerin yapılarını (dil bilgisi), ve anlamlarını (anlambilim) inceler. Dil bilgisinin incelenmesi, biçimbilim (sözcüklerin oluşumu ve değişimi) ve söz dizimini (sözcüklerin ifade veya cümle oluşturmak için bir araya getirilmesi ile ilgili kurallar) kapsar. Dili sesler aracılığıyla ifade etmek için kullanılan sistem olan ses bilimi de bu alanın bir parçasıdır.

Dil bilimi, genelgeçer dil özelliklerini bulmak ve gelişimleri ile kökenlerini açıklamak için dilleri karşılaştırır (karşılaştırmalı dil bilimi) ve dillerin tarihleri üzerinde araştırma yapar (tarihsel dil bilimi). Ses bilimi, dilbilimin bir dalı olarak, seslerin üretilişi, hareketi ve algılanışını inceler. Sosyal bir bilim olan dilbilim ile doğa bilimlerinden fiziğin ilişkilendirilebileceği tek noktadır.

Uygulamalı dil bilimi dil bilimsel teorileri yabancı dil öğretimi, konuşma terapisi, çeviri ve konuşma bozukluğu gibi alanlarda uygulamaya geçirir.

Cenevreli dilbilimci ve gösterge bilimci Ferdinand de Saussure (1857–1913) ”dil” kavramına ilişkin köklü ve uzun süredir dilbilimini etkileyen bir görüşe sahiptir. Bunun nedeni biçimsel yapı olarak dil - ki Saussure bunu Langue (yapı/sistem) olarak adlandırır - ve somut kullanılan dil arasında - bunu da Parole (söz) olarak adlandırır - yapmış olduğu ayrımdır. Langue, bir dil topluluğuna ait konuşmacının kafasında mevcut olan teorik, anlaşmalı bir sistemdir. Parole (söz) ise özel zamanlarda konuşmacılar tarafından güncellenmiş dildir. Bunun yanında dilsel öğeler her kullanım durumuna göre farklı bir anlam kazanabilir. Bu sebeple parole (söz) dilin içeriği, Langue ise dilin biçimi olarak ayrılır.

De Saussure dilde “iki yönlülük” fikrini ortaya atan ilk kişi değildir. Daha önce Hermann Paul de aynı şekilde “Dil Tarihi Prensipleri” kitabında bunu ifade etmiştir. Hermann kitabında bir kelimenin “normal anlamı”ndan, yani alışılagelmiş kendi anlamından bir de nedensel (nadir) anlamından, yani her bir dilin olasılıklarından kaynaklanabilecek anlamlarından söz etmektedir.

Hem tarih dilbilimci Paul hem de yapısalcı Saussure nedensel (nadir), başka bir deyişle durumsal olarak ortaya çıkan dilin normal anlamı, yani Langue’a ait teorik dil sistemini etkilediğini ve böylece değişikliklerin meydana gelebileceğini ve bunun da dil değişimlerine açıklık getirdiğini tespit etmişlerdir.

Dille ilgili bu ikilemli görüş üretici dilbilgisi modelinde ve özellikle de Noam Chomsky (1928) tarafından kurulan dönüşümsel dilbilgisinde ortaya koyulmuştur. Chomsky’nin modelinin farkı, Paul’unki gibi tek tek kelimeler ya da Saussure’ünki gibi dilsel sistemi esas almamasındadır. Chomsky daha çok biyolojik nedenlerle ilgilenir ve Kompetenz (dil yetisi) ve Performanz (dil edinimi) ayrımını ön plana çıkarır.

Dil yetisi (Kompetenz) özel bir dil sistemine sahip olabilmek için ana dil edinimi süresince kazanılmış yeteneklerdir. Bu yeteneklerin edinimini biyolojik faktörler belirler. Küçük çocukların dilsel gelişimi esnasında her bir dile göre ayrılan temel, dilsel parametreler doğuştandır. Bir konuşmacının dil yetisi, bir insanın dil edinimi sonrasında sahip olabileceği ideal bir dil sistemidir.

Dil edinimi ise konuşma sürecindeyken dilin hatalarla dolu somut kullanımını betimler. Böylece Saussure’ün Parole (söz) kavramıyla hemen hemen özdeştir.

Langue (dil) sabit bir model ve kurallar sistemi olarak görülür. Kompetenz (dil yetisi) ise sınırlı sayıda kurallar ve dilsel öğelere yer verip daha çok sınırsız dil ifadelerinin oluşmasına izin verdiği için dinamik bir model olarak anlaşılır. Bu yönden Kompetenz ve Langue birbirinden ayrılır (ama uygulamada bir dilde kurallar doğrultusunda oluşan bütün kelime birleşimleri aynı ölçüde ifade edilmez; aksine belli kelimeler aynı zamanda başka belli kelimelerle karşılanır. Bu bütünce dilbilime bağlı bir durumdur.)

Chomsky; bunu, yaklaşık 20 yıl sonra 1965’te oluşturduğu bir modelle değiştirmiştir. Dilde bulunan hatalardan dolayı konuşulan dil biyolojik olan dilsel yapıların incelenmesine uygun değildir. Bu duruma bağlı olarak Chomsky Kompetenz’i (dil yetisi) sırf zihinsel ve (büyük ölçüde) bilinçsizce oluşturulan yapı olarak görür ve I-dil’den, yani “iç dilden” söz eder. Bu da I-dil sınırlarına girmeyen durumları içeren E-dil, yani biçimsel dili oluşturur. Bir başka deyişle, sadece bir anda gerçekleşen konuşma değil, bir konuşucu topluluğu içinde üzerinde uzlaşı olan bir dilin ayrıntılı özellikleri söz konusudur (bundan dolayı örneğin bir dilin belli bir lehçesi Kompetenz‘in (dil yetisinin) ya da Langue‘un (dilin) bir bölümü olarak değil de, E-dil üst başlığının bir bölümü olarak görülür). Doğal bir dilin sadece biyolojik olan nedenlerle gelişen alt sistemiyle ilgili değildir. Aksine doğuştan olan dil özelliklerine bağlı olmayan değişken dil alışkanlıklarını gösteren bir sistemdir.

Genel dilbilimde dil sistemi ve dil kullanımının, örnek ve uygulamanın bu ayrılmış modelini aşacak az sayıda araştırmalar var. Bütünce dilbilim bu konuyu ele alır. Bütünce dilbilim kullanılan dilin temsili malzeme bütünü yardımıyla bir dil sisteminin (Almanca, İngilizce gibi) yapısal özelliklerini (söz dizimsel, sözlüksel gibi) ve alt sistemlerini (Avusturya ya da İsviçre Almancası gibi) araştırır.

Aynı zamanda bütünce dilbilim belli gruplara ait metinlerin (belli bir sosyal gruba özgü dil, politik ve gazete metinleri gibi) özellikleri, kullanımdaki dilin özellikleri ve dil kullanımı nedenleri gibi dil materyallerini saptar. Doğuştan olan dilbilgisine ilişkin araştırmalara da önemli katkılar sağlayan, çocukların erken yaşlardaki dil edinimine ilişkin gözlemler; kaydedilen çocuk dili materyal ve veri tabanları aracılığı ile yapılır.

Dilin bünyevi yapısı
Yapısal açıdan - bugüne kadar yapılmış dil incelemeleri durumu - dil analiz edilir ve öğesel parçalara ayrılır. Bu parçaların işlevleri ve öğe tamlamalarının türü araştırılır.

Dilin normal durumu olarak dil seslerinin bir sırası olarak görülen ses dili kabul edilir.. Ayrı ayrı sesten oluşan her bir ses sırası, ses bilimi düzleminde işlevsel öğeler olan ses öğesini ve heceyi oluşturur. Üst düzlemde (biçim bilgisinde) bunlar biçim birimlerini ve kelimeleri oluştururlar. Bunlar da – bir üst düzlemde – dilsel bir ifadenin temel birimi olan ve belli sözdizimsel kurallara göre oluşturulan cümle olarak anlaşılır.

Bir tümcenin öğeleri farklı açılardan belirlenebilir. Parça tümcelerin (temel cümle, ikinci, yani yancümle) yanı sıra cümle içerisinde az ya da çok sayıda olabilen kapsamlı kelime bileşimleri de cümle kurucu birimler (hatta dizimler) olarak belirlenebilir. Dönüşümsel dilbilgisiyle birlikte “tümce” kavramı yeniden tanımlanmıştır.

Böylelikle “kök”leri bir isim ya da bir fiil gibi belirli kelime türlerinden oluşan ve diğer öğelere (yani bağlı kelimeler) bağlı olan, birbirini tamamlayan cümle öğeleri tanımlanır. Bu tür tümceler genelde bir cümle içinde bütünüyle değiştirilerek görülebilir. Bu, olumsuz tümceler gibi soyut yapıdaki tümcelerin tanımlanmasına da izin verir.

Tümcelerin biçimlenişinin, çok sayıda tümcelerin karşılıklı etkileşimine bağlı olduğu yönündeki görüşü benimsenene kadar; tümce, uzun yıllar en üst dilbilimsel analiz düzlemi olarak görülmekteydi. Cümle üstündeki düzlemde metin oluşturulur. Metinler belirli biçimde yapılandırılabilir. Farklı kısımlar başka biçimde birbirleriyle ilişki içindedir. Metinler tipolojik olarak sınıflandırılır (metin işlevleri) ve/veya belirli metin türlerine (yapısalcı sınıflandırma) aittir.

En üst düzlemde bir süredir birçok metinden oluşan bir topluluk bir metinle alakalı olarak diğer metinde şekil alan söylem düşünülmektedir. Sınırdaş bilimlerde de kullanılan alışılmış ve çok anlamlı “söylem” kavramı dilbilim içinde de birbirine uymayan şekillerde tanımlanmaktadır. Söylem kavramı altında her bir konuşmadan tutun da bir konuşmacı topluluğunda üretilen metinlerin hepsini içeren bir bütün anlaşılabilir.

Dilin İşlevi
Dil, insanların kullandığı en önemli ve en etkili iletişim aracı olarak görülmektedir. Buna bağlı olarak dilin her bir işlevini esas alan birçok model vardır. Bu en köklü modellerden biri Karl Bühler’e ait olan Organon Modeli’dir. Diğer taraftan; dili, yeteneğe yatkın biçimde bir biyolojik nesne olarak gören Noam Chomsky Okulu için dilin iletişimsel işlevi ikinci plandadır ve araştırmalarının öncelikli içeriği değildir.

Bilim dalları arasındaki yeri

Dil kavramının farklı şekillerde yorumlanmasından ve dilin çok farklı yönlerinin incelenmesinden dolayı dilbilim için herhangi bir bilim dalına aittir demek mümkün değildir. Linguistik; dilsel sistemin bilimi, çoğu kişi tarafından da gösterge bilimin bir alt alanı ya da göstergelerin bilimi olarak görülmektedir. Bu yüzden linguistik, yapısal bilimler ya da formal bilim grubuna dâhil edilir.

Ancak kişisel dil edinimi ve dil kullanımı psikolojik ya da klinik bir durum olarak değerlendirildiğinde dilbilimin bu alt alanı doğa bilimleri grubunda sayılabilir. Dil, toplumsal ve kültürel bir kavram olarak incelendiğinde ise dilbilim kültür bilim ya da ruh bilim kategorisinde değerlendirilebilir. Dilbilimin sosyal bilimlere ait budun dilbilim, siyaset dilbilim ya da toplum dilbilim gibi alt alanları da vardır.

Disiplinler-arasılık
Dilbilimsel alt alanların listelenmesiyle dilbilimin disiplinler-arası karakteri belli olmaktadır. Bazı alt disiplinler açıktan diğer bilimlere sınır koymaktadır ve bu bilimlerle bazı ilgi alanlarını paylaşmaktadırlar. Bu, asıl olarak bilim alanlarında olmaktadır.

* Cinsiyet araştırmaları (Gender studies, Feminist dilbilim)
* Bilişim (Bilgisayar dilbilim)
* İletişim bilimi (Medya dilbilim, Kültürler arası iletişim)
* Kısmi tıp alanı olan nöroloji (Sinir dilbilim)
* Pedagoji (Dil öğretimi araştırması)
* Siyaset bilimi (Politolinguistik)
* Psikoloji (Psiko dilbilim)
* Sosyoloji (Toplum dilbilim)

Dilbilimsel alt disiplinler kendi alansal karşılıklarına sınırlı dilbilimin alt alanlarında sahiptir; çünkü her ikisi de –aslında yanlış bir şekilde, içeriksel ve yöntemsel olarak- akademik alanda da birbirleriyle uyuşmaktadırlar. Bu özellikler aşağıdaki durumlarda ortaya çıkmaktadır:

* Polito dilbilim – Politik iletişim
* Psiko dilbilim – Dil psikolojisi
* Toplum dilbilim – Dil sosyolojisi

Dilbilim diğer bilimlerin alt ve yardımcı bilimleri olarak iş görmektedir:

* Genel dilbilim dilsel yapıların araştırmasıyla ve psikoloji ve nörolojinin yanı sıra gramer modellerinin oluşturulmasıyla mantık dilbilimin iç içe geçmiş öğesidir.
* Tarihsel dilbilim özellikle dilsel karşılaştırma ve dilsel yeniden oluşturma yöntemleriyle arkeoloji ve eski tarih için yardımcı bilimdir.

Belli dilbilimsel araştırma sorunları bakımından diğer dilbilimsel (alt) disiplinler dilbilime komşu olarak görülmektedir. Örneğin:

* Antropoloji
* Etnoloji
* Klasik filoloji ve yazıt bilimi
* Medya bilimi
* Logopedi und Foniatri
* Çevre bilimi
* Hukuk bilimi
* Hitabet bilimi ve konuşma bilimi
* Semiyotik ve dil felsefesi
* Çeviribilim

Disiplinler arası kullanımlar
Disiplinler arası kullanımlara örnekler:

* Tıp (Logopedi, Foniatri, Çene cerrahisi gibi alanlardaki konuşma bozukluklarına yönelik tedavi yöntemleri )
* Anatomi (Ciğerlerin, boğazın, gırtlağın, damağın, dilin, dudakların ve diğer organların ve ses üretimindeki boşlukların işlevleri)
* Beyin araştırmaları (sinir bilim)
* Hermeneutik (yorum bilimi)
* Felsefe (göstergebilim, pragmatik ve mantık)
* (İletişim-) Eğitim bilimi (pedagoji) ve psikoloji (eğitim psikolojisi)
* Toplumbilim (örneğin sınıf dilleri ve dil üstü sosyal etkileşimler)
* Edebiyat (örneğin Karşılaştırmalı Edebiyat)
* Sanat tarihi (örneğin Comicforschung)
* Paleontoloji ve Antropoloji (dilleri kökenine göre sorgulayan araştırmalar)
* Suç bilimi (Adli Dilbilim)
* Hukuk (örneğin hukuk dilinin sorunları)
* Bilişim (bilgisayar dil bilimi, metin işleme, bilgisayar destekli çeviri, işaretleme dili, diğer resmi diller)
* Sanatsal Zekâ, bilgi bilimi, güdüm bilimi (Uzmanlık sistemi, makinelerle iletişim, dilsel bilgilerin depolanması ve yeniden erişimi)
* Fizik (Ses dalgalarının frekansı ve genliği, Fiziksel sesbilgisi, dilsel ses sinyallerinin akustik söylenişi)
* Politika (kitle iletişim araçlarının sorunları, politik dil, resmi diller, dil emperyalizmi, güzel konuşma sanatı)
* Ekonomi (örneğin uzmanlık dilleri, kurumlardaki iletişim, genel ekonomi iletişimi)
* Genel olarak toplum (örneğin kültürler arası ve genel insanlar arası iletişim)

Dilbilimin alt alanlara ayrılması
Bilimsel alanların adlandırılmasında farklılıklar yaşanmasına ilaveten dilbiliminin kendisi de birbirlerini sınırlayan alt alanlara kesin bir şekilde ayrılmada sorun yaşamaktadır. Bilhassa bütün bilimsel alanların birbirlerinden yararlanan alanlar olma özelliğinden ileri gelen böyle bir sınıflandırma genellikle tartışmalıdır. Karşılaştırmalı dilbilim ya da tarihsel dilbilim, genel dilbilim ve uygulamalı dilbilim; birçok araştırma; bu üç büyük dilbilimsel uzmanlık alanın hali hazırdaki sınırlandırılmasını ya yapay ya da uygunsuz bulmaktadır.

Tek tek araştırma alanlarının hangi alana ait olduğu konusunda kısmen farklı sınıflandırmalarla karşılaşılabilir. Bu nedenle örneğin sosyal dilbiliminin genel dilbilimin bir bölümü mü yoksa uygulamalı dilbilimin bir bölümü olduğu konusunda genel bir yargı söz konusu değildir.

Ayrı ayrı dilleri hem dilbilimsel hem de edebiyat bilimsel ve kültür bilimsel açıdan inceleyen filoloji (betik bilim) modern dilbiliminin bir bölümü olarak değerlendirilmez. Aksine filoloji dili ve tarihsel gelişimini yazılı belgelerden inceleyen, kendine özgü bir bilim dalıdır. Türkiye’de üniversite yapılanmalarında bu iki bilim dalı farklı bölümler altında ifade edilmektedir. Dilbilim bölümü (İngiliz dilbilimi) ile dil ve edebiyat (Türk dili ve edebiyatı, Alman dili ve edebiyatı, Japon dili ve edebiyatı vs.) bölümleri adı altında eğitim verilmektedir. Dilbilimsel alt alanların aşağıdaki sınıflandırılmaları konusunda büyük ölçüde fikir birliği sağlanmıştır.

Araştırma alanları ve alt alanları

Temel olarak linguistik ve dilbilim kavramları eşdeğer iki kavram olarak algılanmaktadır. Ancak; özellikle doğal dilin teorik temellerinin araştırılması bakımından linguistik adı altında bu alanın anlaşılması ve dilbilim kavramının kullanımı ile de büyük ölçüde dilin sosyal ve kültürel bir olgu olarak gösterilmesi bu noktada kavramsal ikileme neden olmaktadır. Buna göre hangi alanın genel linguistiğe ya da genel dilbilime ait olduğu konusunda farklı anlayışlar vardır.

Dil sisteminin parçalarının (sesler, kelimeler, farklı işlevsel birimler) tanımlanması, işlevleri ve anlamları, ayrıca onların bir araya gelme örnekleri ve olasılıkları (ses birleşimleri, ifadeler, cümleler, metinler) genel linguistiğin görev alanıdır. Farklı dilbilgisi modellerinin ifade edilmesi de genel linguistiğin görevlerindendir. Bu bakımdan istenilen evrensel dilbilgisi araştırmaları; yani bütün dillerde ortak olan biyolojik, belirlenmiş, temel dilbilgisel bir yapı- büyük önem kazanmıştır. Genel dilbilim ve diğerleri genel dil teorilerinin ifade edilmesiyle de ilgilenir.

Linguistik ve Dilbilim
Linguistik ve dilbilim arasında genel olarak terminolojik açıdan çok ince bir fark vardır. Bunlardan ilki, ‘linguistik’te çok farklı araştırma alanlarının olması ve dilbilime göre linguistiğin Alman dili ve edebiyatı, İngiliz dili ve edebiyatı, Latin dili ve edebiyatı gibi farklı dillerin tarihsel gelişimini ve yapısını filoloji adı altında daha çok incelemesidir. Bundan dolayı bilimsel kurumlar içinde bilim olarak adlandırılırken “dilbilim” kavramının yanı sıra tamamen aynı anlamdaki çoğul hali dilbilimleri de kullanılmaktadır.

Dilbilim ve linguistik kavramlarının birbirleriyle özdeşleşmiş olması ve tarih dilbilim ile tarih linguistiği durumunda da olduğu gibi dilbilimsel alt alanlarının adlandırılmasında sinonim olarak algılanması, adlandırmadaki ikilemliliğin oluşmasının bir diğer nedenidir. Bununla birlikte bölgesel kullanım tercihleri de buna sebep olmaktadır. Örneğin; Avusturya’da genel linguistik kavramı çok az kullanılırken çoğunlukla genel dilbilim kavramı kullanılmaktadır. Yerel okulların da farklı şekilde belirli adlandırmaları tercih etmeleri bu ikilemliliğin sebebi olabilir.

Bu iki genel kavram şu şekilde ayrılabilir. Bu bilimin; dilbilim olarak adlandırılmasında, dil ve dil kullanımının toplumsal ve kültürel bir kavram olarak görülmesi etkendir. Bu anlayışla birlikte dilbilim edebiyat bilim ve özellikle de betik bilime yakındır. Öte yandan linguistik kavramı altında tam bir sistem linguistiği anlaşılabilir. Linguistik; dil kullanımı özellikleri, beyinde dilin ifadesi, toplumsal ve nüfusla ilgili etmenlere bağlı dil kullanımı gibi dilin farklı işlevlerini ve ayrı ayrı dillerin yapısını inceler.

Teorik alanlar

Teori odaklı genel linguistiğin temel alanlarından birisi (en azından doğrudan) gerçekten ifade edilen dille ve mevcut tekil bir dille ilgilenmemiştir. Bu yüzden bu alt alanlar bütünüyle teorik linguistik olarak adlandırılır. Genel linguistiğin sınırlı tanımı vardır ve aşağıda listelenmiş temel alt alanlar arasında sayılır. Bu yüzden teorik linguistik ve genel linguistik kavramları bir tutulmaktadır. Ama uygulamalı ve tarihi alanların da genel linguistiğe dâhil olabileceği anlayışına bağlı olarak bu eşdeğer kullanım yanlış anlamalara sebep olabilir. Bu temel alt alanlar şunlardır:

Dilbilgisi: Dilin yapısını, biçimin, belirli kurallara göre yapısal örneklerini inceler. Bu üst kavram altında aşağıdaki alanlar sıralanabilir.

Buna ilaveten birçok dilsel durum bu alanlar arasındaki ortak alanı gösterir. Bu nedenle ortak olguların araştırılmasında bir taraftan Morphonologie ya da Morphophonologie ve diğer taraftan da Morphosyntax’dan söz edilebilir.

Gittikçe bu alanların işbirliği, dilbilgisinin kapsamlı teorisi bakış açısıyla tanımlanmakta ve kendine özgü bir alan olarak “dilbilgisi teorisi” anlaşılmaktadır.

Söylem çözümlemesi: (yazılı ve sözlü) Metinlerin tematik ilişkilerini ve üretim ile alımlama ilişkilerini inceler. Uygulamada çok sayıda sosyal ve dil dışı diğer etmenler rol oynar ve bu alanda kullanılmış diller incelenir.

Genel-karşılaştırmalı alanlar

Dilin yapısal tanımlamasının yanı sıra genel dilbilimin diğer temel görev alanı olan dil dışı ortak genel özelliklerinin tanımlanmasıyla ilgili olarak genel dilbilimin başka dilbilimsel alanları gruba dâhil edilebilir.

Evrensel araştırmalar; her bir dilin çoğunun cümle bilgisi, biçim bilgisi ve ses bilim açısından karşılaştırarak ve de dillerin genel ortak özelliklerini tespit ederek evrensel dilbilgisi araştırmaları üzerine denemeler yapar.

Evrensel araştırmalar ile dil tipolojisi, ayrımsal karşılaştırmalı dilbilim ve alan tipolojisi arasında sıkı bir bağ bulunmaktadır.

Dillerin karşılaştırılmasıyla ilgilenen bütün bu alanlar, araştırma kurumunun (çoğunlukla üniversite kurumu) görüş ve yönelimlerine göre genel dilbilimi tamamlayıcı bilim dalları olarak görülmektedir ve tarihi-karşılaştırılmalı alanlarla birlikte karşılaştırmalı dilbilim adı altında toplanır. Karşılaştırmalı dilbilim genel dilbilimin yanında bağımsız dilbilimsel bir ana disiplin olarak anlaşılabilir. Ayrıca bu alanlarda ortak dilsel özelliklerin tanımlanması sadece teorik değildir; bu tanımlama var olan her bir dil araştırması esas alınarak yapılır. Bu sebepten dolayı bu alanlar genel dilbilime ait alanlar olarak görülmez.

Uygulamalı alanlar

Uygulamalı dilbilim

Uygulamalı dilbilim olarak da bilinen uygulamalı linguistik genel dilbilimin bir alanıdır. Dil öğrenimi araştırmaları, dil betimlemesi (sözlük bilgisi), ayrıca dilbilimsel görüş altında doğa bilimleri, kültür bilimi, bilgi bilimi, hukuk bilim ve ruh bilimindeki sorunlarla disiplinlerarası olarak ilgilenmektedir. Diğer alanlardaki dille ilgili problemlerin çözümlenmesinde dilbilimsel teori, metot ve bilgilerin kullanımı da – yani adeta ters yönde- bu alanın konusunu oluşturmaktadır.

Araştırma nesnesi olarak dille ilgili çok farklı görüşler ile farklı yaklaşımlar ve dilbilimin başka bilimlerden yararlanma özelliğinden dolayı genel dilbilim ve uygulamalı dilbilim arasında genel belirlenmiş bir sınırlama yoktur.

Bir taraftan genel dilbilim teorik temellerle, örneğin dil ve dil kullanımı için bütün bireylerde aynı olan biyolojik ve psikolojik, yani bilişsel koşullarla (dil edinimi, olası dilsel açıdan sorunlu durumlar, dil üretiminde sinirlerle ilgili süreç, dilin biyolojik kökeni gibi) ilgilenen bir alan olarak tanımlanabilir. Genel dilbilim ayrıca konuşulan dilin sosyal, sosyo-demografik ve kültürel nedenlere (politik ve toplumsal kurumlarda kullanılan dil, cinsiyete özgü dil kullanımı, gençlere özgü dil, yaşlılıktaki dil kullanımı, kültürel koşul ve durumlara bağlı dil kullanımı gibi) bağlı ortak özellikleriyle ilgilenen bir alan olarak da görülebilir. Bu anlayışla birlikte bunlarla ilgilenen Biolinguistik, psikolinguistik, sosyo dilbilim, sinir dilbilimi, etimoloji gibi uygun dilbilimsel alanlar genel dilbilime ait alanlar olarak kabul edilebilir.

Diğer taraftan kullanım koşulları altında dili araştıran bütün bu alanlar soyut bir sistem olarak dille ilgilenmeyen, aksine konuşulan dili, yani “kullanılan” dili esas alan ve araştıran alanlar olarak tanımlanabilir. Bu şekilde tanımlandığında bu alanlar genel dilbilime ait sayılabilir.

Dilbilimsel araştırma sonuçlarının kullanımını içeren ve tıp, bilişim, didaktik gibi diğer bilimsel uzmanlık alanlarıyla bağlantılı olan bu dilbilimsel disiplinler uygulamalı dilbilim adı altında da toplanabilir. Aynı zamanda genel dilbilimin teorik alanlarına ait araştırma sonuçlarının uygulamalı kullanımıyla ilgili olarak bilgisayarlı dilbilim ya da klinik dilbilim ve Sprachpathologie gibi uygulama odaklı uzmanlık alanları ve dil didaktiği ya da çeviri teorileri gibi alanlar da kısmen genel dilbilime ait sayılabilir.

Son olarak özellikle son zamanlarda kendine özgü bilimsel alanlar olmaya başlayan nicel dilbilim ya da bütünce dilbilim gibi dilbilimsel yöntemler de araştırma alanlarına göre ya genel dilbilime ya da uygulamalı dilbilime ait sayılır.

Uygulamalı dilbilim hiçbir şekilde dilbilimin homojen alt alanı olarak anlaşılmamalıdır. Uygulamalı dilbilim daha çok öncelikle dil ile soyut bir sistem olarak ilgilenen, hatta dili dilin "gerçek" çevresiyle bağlantıda gören, kendini gerçekten uygulamalı dillere adayan alt disiplinleri bir üst kavrama bağlamaktadır. "Uygulamalı", diğer adıyla applied linguistics anlayışında bu anlayış linguistics applied'ın karşısında durmaktadır, örneğin (genel dilbilim bilgilerinin bilişim alanında uygulama bulduğu) bilgisayar dilbilim, (araştırmanın terapi türlerinin işlenmesi hizmetinde bulunduğu) klinik dilbilim, (öğretim malzemelerinin gelişimi için) dil öğretimi araştırması ya da (pedagojik amaçlar için) yazım araştırması ve yazma öğretisi durumlarında ortaya çıktığı gibi linguistics applied kavramı altında dilbilimsel araştırma sonuçlarının pratik olarak yer değiştirmesi anlaşılmaktadır.

Dahası psikodilbilim, toplum dilbilim ve genel dilbilimin diğer alanları genellikle buna dâhil edilmektedir. Çünkü bu alanlar bireyin parçası olarak dilin tanımlanmasıyla uğraşmaktadırlar ve -pratik hayata dair bir bilgi üreten ve böylelikle dilin “uygulanması” ile ilgilenen disiplinlerin tersine- genel ilkeleri ve süreçleri ortaya çıkarmak istemektedirler.

Uygulamalı dilbilimin konusu ve esas noktası

Bilim dünyasının post-endüstriyel döneminde ve gittikçe bilgi dünyası olma yolundaki değişiminde; uygulamalı dilbilim, insanların iletişim (sözlü ve sözsüz iletişim) ortamını, ayrıca bilgi organizasyonu, bilgi sunumu, bilgi biçimlendirmesi ile bilgi üretimini gösteren ve dil teknolojisine uygun çözümler üreten temel sorulara ve konulara destek vermeye çalışır. Bilgi aktarımı, çok dillilik, bilgilerin bilgisayar destekli biçimlendirilmesi ve sunumu, yeni yayın organlarında dil kullanımı, ana dil ve yabancı dil bilgilerinin edinim ve kullanım yetisini arttırmaya yönelik metot ve araçlar gibi konular bu alanın en büyük araştırma konularıdır.

Okuma ve yazma ediniminde, metin anlamada, sözlü iletişimde ve uygun konuşma yönetiminde (örneğin; sunuculuk); uygulamalı dilbilimin didaktikle doğrudan ilişkisini içeren öğrenme ve öğretim süreci arasında sıkı bir bağ oluşturur. Dilsel bilgiler, ders kitapları aracılığıyla edinilir ve sözlüklere bu bilgiler kodlanır.

Küreselleşme, çoğunlukla dil ve kültür iletimi üzerine yoğunlaşılmış çeviriyi beraberinde getirmekte ve otomatik olarak çevirinin sınırlı bir şekilde gerçekleştirilmesine yol açmaktadır. Dil engellerinin aşılması uygulamalı dilbilim için çok önemli bir konudur. Bu yüzden; uygulamalı dilbilim, doğal dilin belli bir amaca yönelik yapısal kolaylaştırılmasıyla (örneğin, temel İngilizce), temel söz dağarcığının Esperanto, Europanto, Volapük ya da Interlingue gibi yapay dil olarak ele alınmasıyla ilgilenir.

Bir diğer esas noktayı, yazı, yani söz ve sözsüz ifade arasındaki arabirimlerin araştırılması oluşturmaktadır. Belgeler; kısmen, metni bölen ve dilsel olmayan tasvirlerden oluşur ya da metin resmi tamamlar. Çizelgeler, resimler, diyagramlar, formüller, denklemler, kartlar, haritalar, şemalar vs., başta ekonomi olmak üzere belirli içerikleri aktarmaktadırlar ve sözlü olarak ayrıntılı bir biçimde ifade edilir. Çoğu durumda çok karmaşık olan bu unsurları göz ardı etmek mümkündür; aynı zamanda mutlaka dilsel boyutta açıklamak ve yorumlamak gerekmektedir.

Çizgi roman gibi yayınlarda; resim, dili devam ettirebilir ya da yetersiz kaldığı yerde yerine geçebilir. Yani; yazar, bilinçli olarak metne bağlı kalabilir. Formlar, cevap kăğıtları, randevu defterleri gibi diğer metinler kare ve sütunların aktif işlemlerini gerektirir ve okurla diyalog içindedir. Bu tarz metinlerin araştırılması, işbilimsel insan-makine-arabirimin bilişimde iyileştirilmiş kullanım kolaylığına oldukça katkı sağlamaktadır.

Bilgi erişimi ve büyük veri bankalarından soruların yanıtlanması (bilgi erişimi, veri madenciliği, bilgi çıkarımı), ayrıca pasaja göre otomatik arama, yani sadece biçimine göre değil, anlamına göre de arama (bilgi erişimi ve arama motoru) dilbilim ve bilişimin kesiştiği diğer noktalardır. Metnin bir başka dile çevrilmesini destekleme (bilgisayar destekli çeviri) ya da tamamen otomatik çeviri, metin işlemede (daktilo, dil bilgisi ve yazım hatalarının düzeltilmesi, derleme eser vs.) bilgisayar kullanıcısını destekleme ve ayrıca konuşulan dili işleme de (dili tanıma ve dil sentezi) uygulamalı dilbilimin çalışma alanlarıdır.

Bunlara paralel olarak uygulamalı dilbilim klinik ve patolojik alanların teorik temelleri ve dil bozukluklarının tanı ve tedavisiyle de ilgilenmektedir.

Bu; dil edinimine ve dilin işlenmesine ilişkin psikodilbilimsel temel bilgileri, dil ve beyin arasındaki ilişkiye bilişsel ve sinirbilimsel eğilimi, yetişkinlerdeki ve çocuk yaştaki dil bozukluklarının teorik temelleri, dil gelişimi bozukluklarının tahlil, tanı ve logopedik tedavi yöntemleri ile kalıcı dil ve konuşma hatalarını da kapsamaktadır. Statik ve dinamik (Braille alfabesi) kör alfabesinin gelişimi, sağırlara ait işaret dilinin incelenmesi ve kullanımı, parmak dilinin öğretilmesi da uygulamalı dilbilimin ilgi alanıdır.

Uygulamalı dilbilim, edimle ve diğer bilimsel alanlarla işbirliğine ihtiyaç duymaktadır. Uygulamalı dilbilim, uygulamayla ilgili kuramsal dilbilim sonuçlarını ortaya koyar ve bu noktada dille dolaylı yönden yakın olan bilimlere başvurur (F. Königs’e göre uygulamalı dilbilim tanımı)

Uygulamalı dilbilim kavramı, dilbilimle ilgili bütün disiplinler arası bilimler için kullanılan bir üst kavramdır. Bundan dolayı; temelinde disiplinler arasılığın esas alındığı dil kullanımının olduğu psiko-dilbilim, sosyo-dilbilim, pragmatik-dilbilim gibi kısa çizgili dil bilimler oluşmaktadır.

Uygulamalı dilbilimin içeriği ve araştırma alanları

Uygulamalı dil kullanımının yanı sıra aşağıda sıralanan konular da uygulamalı dilbilim kapsamındadır.

1.Uygulamayı temel alan dil kuramları

2.Her bir dilin betimlenmesi (tek dilli sözlük bilim, her şeyden önce eşzamanlı olarak)

3.Daha çok dilin karşılaştırılması (karşılaştırmalı dilbilim, iki dilli sözlük bilim, eşzamanlı olarak)

4.Dil öğretimi ve dil öğrenimi araştırmaları (yabancı dil derslerindeki yabancı dil öğretimi ve öğrenimi de dâhil, Dil laboratuvarındaki çalışmalar, anadilin didaktiği)

5.Uzmanlık dili araştırmaları (terim bilim, anlaşılırlık sorunları, bilim dili, uzman-amatör iletişimi)

6.Çeviribilim (Yazılımların sınırlandırılması, teknik belgeleme)

7.Kurumsal İletişim

8.Kusur/hata Çözümlemesi

9.Metin-Resim ilişkisi

10.Kısa çizgili- Dilbilimler

* Sosyolinguistik
* Psiko Dilbilim
* Pragmatik (Dil ve davranış, Dil kullanım kuralları, söz eylem kuramı, konuşma kuralları kuramı)
* Budun Dilbilim
* Bilgisayarlı Dilbilimi (yapay dil sistemi)
* Tarih Dilbilimi (o anki eşzamanlı dil durumu ve etki faktörleri göz önünde bulundurularak artzamanlı dil değişimleri)
* Metin Dilbilimi
* Klinik Dilbilimi
* Adli Dilbilim
* Bağıntı Dilbilim (Dilsel yapıları ve dilsel sonuçları ayrıca dil bağıntısında sosyal ve dil politikası koşulları inceler.)
* Bütünce Dilbilimi
* Betimsel Dilbilimi (dillere ve dil sistemlerine dönük mümkün mertebe değerlendirmeden uzak, yani yas koyucu veya normatif olmayan bir betimleme şeklini oluşturmaya yönelir)
* Siyasal iletişim
* Sinir Dilbilimi
* Hukuk Dilbilim
* Ruh Dilbilim
* Bilişsel Dilbilim
* Feminist Dilbilim
* Avrolinguistik, Avrupa dilleriyle ilgilenir.
* Interlinguistik, uluslararası iletişimi ve yapay dilleri inceler.
* Medya Linguistik
* Nicel Dilbilim
* Ekolojik Dilbilim (Dil ve dilin kullanım alanı arasındaki etkileşimi inceler.)
* Paläolinguistik, insan dilinin oluşumunu inceler; psikoloji ve antropoloji ile birçok ortak noktası bulunmaktadır.

Uygulamalı Dilbilimin önemli temsilcileri
* John Langshaw Austin ve John Searle (Dil Felsefesi, Söz eylem teorisi)
* Jerry Fodor (Patolojik Dilbilim modelli için bilişsel derecelendirme hipotezi)
* Gottlob Frege (Biçimsel dili geliştiren ilk kişidir.)
* Paul Grice (Dil filozofu, konuşma kuralları teorisi ve anlambilimsel içkinlik)
* Jacob Grimm ve Wilhelm Grimm (Almanca sözlüğün öncüleri ve modern alman sözlük bilimin kurucularıdır.)
* Samuel Johnson (Modern sözlüğü ilk derleyendir.)
* Raymond Kurzweil (Bilgisayarlı dilbilimin öncüsü, bilgisayar dayanaklı dil tanısı ve dil bileşimi)
* George Lakoff (Bilişsel dilbilimin önemli temsilcilerindendir.)
* William Labov (Toplum dilbilimci, toplum dilbilimsel açılardan dil değişimleri ve dil çeşitlikleri)
* Desmond Morris (göstergebilimsel üçken)
* Charles S. Peirce (İşaret türleri belirti, Ikon, Sembol; İşaret özellikleri)
* Edward Sapir (Antropolojik dilbilimin kurucusudur.)
* Mario Wandruszka (Çok dillilik araştırması)
* Anna Wierzbicka (Natural Semantic Metalanguage)
* Ludwig Wittgenstein (Çözümleyici dil felsefesinin kurucusudur.)

Tarihsel Alanlar

Tarihsel Dilbilim

Genel dilbilim ve tarihsel dilbilim arasında kısmen belirgin olmayan sınırlandırmalar oluşmuştur. Genel dilbilim zaman içerisinde oluşan dilsel değişikliklerin genel prensiplerini, kurallarını ve yasal durumlarını betimleyen bir uzmanlık alanı olarak anlaşılabilir. Genelde tarihsel dilbilime ait sayılan alanlar genel dilbilimin de alanları olarak görülebilir.

Bunların başında sesbilim, biçim bilgisi, cümle bilgisi araştırmaları, ayrıca artsürem olarak tanımlanan sözlük ve artsürem açısından (ses değişimi, dil bilgisel değişim, sözlüksel ve anlamsal değişim) sözlüksel anlam bilgisi araştırmaları sayılabilir. Ve ayrıca kelime oluşumu ve kelime tarihini araştıran (etimoloji) genel prensiplerin, dil oluşumunun ve dil gelişiminin, dil bozulmasının ve dil ölümünün araştırılması da anılabilir.

Genel dil bilimi
Genel dilbilim, dilbilimin temel alanlarından biridir. Uygulamalı dilbilim ve tarihsel dilbilim genel dilbilimini sınırlandırır. Bu iki uzmanlık alanı ve genel dilbilim arasındaki sınır sıkça farklı şekilde çizilmektedir. Genel dilbilim kavramı; Türk dili ve edebiyatı, Alman dili ve edebiyatı, Latin dilleri ve edebiyatı, Slav dilleri ve edebiyatı gibi ayrı ayrı filolojilere özgü dilbilim olarak anlaşılabilir. Bu kapsamlı anlayışla birlikte uygulamalı ve tarihi dilbilimsel alanların büyük bir kısmı genel dilbilime.dahil edilebilir.


Genel dilbilim öncelikle doğal bir sistem olarak insan diliyle ilgilenir, temel olarak da tek tek dillerle değil de, dilin genel özellikleri ve işleviyle uğraşır. İnsan dilinin yapısı bakımından soyut modelinin çıkarılması, genel dil dışı ortak yönlerin tanımlanması ve açıklanması ile dil kullanımının genel özellikleri de genel dilbiliminin inceleme alanı içerisindedir. Sonuç olarak dilin biyolojik kökeni ve dil ile dil kullanımının biyolojik esaslarının araştırılması da genel dilbilime dâhil edilebilir.

Genel dilbilim alanı öncelikle temel araştırmalarla uğraşır. Başka bilimlerden yararlanarak kullanışlı bilgilerin elde edildiği diğer bilim alanlarıyla arasında sıkı bir bağ oluşur. Ayrıca genel dilbilim bilişsel bilimi’nin tamamlayıcı bir parçasıdır.

Kuramsal dil bilgisi de denilen genel dil bilimi, soyut bir sistem olarak dilin bilimsel araştırılması ve dil üzerine ortaya atılan genel kuramlarla ilgilenir, bunun yanı sıra dil sosyolojisi ya da söylem çözümlemesi gibi uygulamalı dilbilimin alt alanlarından söylem çözümlemesi olarak çalışır.

Dilbilimin temel alt alanları şunlardır:

* Konuşma Dilbilgisi(Dilbilgisel konuşma çözümlemesi, karşılıklı konuşma araştırması): Hiç değiştirilmemiş sözlü iletişim alanını inceler.
* Yazı Dili Bilimi: Dil sistemi olarak yazılı dili araştırır.
* Sözcük bilimi: Bir dilin söz varlığının yapılanmasını ve bunun akıldaki temsilini araştırır.
* Biçim Bilgisi (Morfoloji): Kelime yapısı ve isim, sıfat, fiil çekimi gibi değişken sözcük biçimlerini inceleyen bilim dalıdır.
* Ses Bilgisi (Fonetik): Dillerin ses varlığı, boğumlama ve algılama gibi boğumlu seslerini inceler.
* Ses Bilimi (Fonoloji): Ses birleşmesi ve hece bilgisi gibi her dilde bulunan ses sistemlerini inceler.
* Pragmatik: Dil aracılığıyla söz edimi, konuşma ve sözlü anlatım gibi duruma bağlı eylemleri araştırır.
* Anlambilim (Semantik): Bir dildeki cümle ve sözcüklerin anlamlarını araştırır.
* Dil Felsefesi: Dil ve temel dil kurallarının genel işlevlerini ve dil, düşünce, tasavvur ve gerçeklik arasındaki bağlantıyı araştırır.
* Sözdizimi (Sentaks): Cümlelerin biçim ve yapılarını inceler.
* Metin Dilbilim: Metin ve metin öğelerinin yapısını, işlevini ve etkisini araştırır.

Kısa bir süredir aşağıdaki araştırma alanları da bağımsız dallar olarak görülebilir:

* Dilbilgisi: Belli dilbilgisi modelleri yardımıyla dilin yapısını araştırır.
* Nicel Dilbilim: Bir dil kuramı geliştirmek amacıyla istatistik araştırmalar temelinde dil yasalarının gelişmesini inceleyen dilbilim dalıdır.

Diğer başlıca araştırma alanları şunlardır:

* Biçimbilimsel Sesbilim:
Sesbilimsel düzeyde kelime yapısını inceler.
* Biçimbilimsel Söz Dizim: Sözdizimsel değişkelere yönelik biçimbilimsel süreçlerin etkisini ele alır.
* Bürün Bilim: Vurgu, tonlama, konuşma hızı ve ton yüksekliği gibi alt birimlere ayrılamayan dil olaylarını araştırır. Bürün Bilim, genellikle bağımsız bir alan olarak görülmez; Ses Bilgisi, Ses Bilim ve Söz Dizimi alanlarıyla birlikte ele alınır.

Bazı Temel Araştırma Soruları

* Dil nasıl kurulur?
* Tüm dillerdeki ortak biçim ve işlev nedir?
* Dil nasıl kullanılır?
* Dil nasıl oluşur ve ne zaman “ölür”?
* Dil nasıl edinilir?

Tamamlayıcı Araştırma
Sadece karşılaştırmalı dilbilim değil, dilbilgisel özellikleri yardımıyla her bir dilin ya da dil grubunun betimsel araştırmalarının yapılması da genel dilbilim alanına dâhildir. Ayrıca; aşağıda sıralanan araştırma alanları da genel dilbilim alanı içerisine girmektedir.

* Dil Tipolojisi; dillerin tespitini, sayımını, sınıflandırılmasını ve ayrıca dillerin ortak özelliklerini ve farklılıklarını inceleyen bir bilim dalıdır.
* Dil aileleri araştırması genetik akrabalıkları, yani aynı kökten gelen dillerin ortak dilini (ana dil, ortak dil) araştıran bilim dalıdır.
* Girişim araştırması dil iletişiminde dil yapısının aktarımının nasıl yer aldığını araştıran bilim dalıdır.
* Dil değişimi, ölü diller
* Soyutlanmış diller, lehçe, dillerin bölünmesi

Bununla birlikte burada uygulamalı dilbilim ile ortak birçok nokta ortaya çıkmaktadır. Her şeyden önce yabancı dil dersleri ve artzamanlı dil değişimleriyle bağlantılı olan konularda bu durum söz konusudur.

Modern dil bilimi

Modern dilbilim olarak da bilinen dilbilim, insan dilini farklı yaklaşım biçimlerinde araştıran ve birçok bilim alanından yararlanan bir bilimdir. Dili bir sistem olarak gören dilbilimsel araştırmaların genel içeriği; dilin öğeleri, dilin birimleri ve bunların anlamlarıdır. Dilbilim; dilin oluşumu, kökeni ve tarihi gelişimiyle; dilin yazılı ve sözlü iletişimdeki çok yönlü kullanımıyla; dilin algılanması, öğrenilmesi ve telaffuzuyla, ayrıca olası ortaya çıkabilecek dil bozukluklarıyla ilgilenir.

Dilbilim terimi ilk kez 19. yüzyılda kullanılmıştır. Bu terim dil incelemelerindeki yeni bir yaklaşımı geleneksel filolojiden ayırmak için ele alınmıştır. Filoloji öncelikle dilin yazılı metinlere yansıyan tarihsel gelişimiyle ilgilenir. Çalışma alanı kültür ve edebiyattır. Dilbilim de yazılı metinlerle ve dilin zaman içindeki değişimiyle ilgilenmekle birlikte, konuşulan dillere öncelik tanır, dilin belli bir tarihsel andaki yapısını çözümler.

Dilbilim genel olarak 3 ana kola ayrılır. Bu sınıflandırmanın yapılması farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Genel dilbilim ve uygulamalı dilbilimin, dilbilimin ana kollarından ikisi olduğu üzerinde ortak bir karara varılmışken, üçüncü ana kol olarak karşılaştırmalı dilbilimin mi yoksa tarihsel dilbilimin mi olduğu hălă tartışmalıdır.

Hem içerik olarak hem de yöntem olarak çok farklı parçalardan oluşan ve diğer bilimlerin çoğuyla bağlantılı olan çok sayıda büyük ve küçük dilbilim alanları ortaya çıkmıştır.

Dil biliminin tarihi gelişimi

Antik çağın başlarında Hindistan’da dini metinlerin yorumlanması ve Yunanistan’da filolojiye hazırlık gibi farklı amaçlardan dolayı dille ilgilenilmiştir. Dilbilim tarihi Antik çağ başlarından çok sayıda alt alana sahip modern ve bağımsız bir bilim olan günümüz dilbilimine kadarki süreyi kapsar. Bu süreç içerisinde; son zamanlarda gerçekleşen özellikle 19. yüzyılda Hint-Avrupa dil ailesinin kurulması, 20.yüzyılda Ferdinand de Saussure tarafından yapısalcılığın kurulması ve 20. yüzyılın ortalarından bu yana Noam Chomsky sayesinde üretici dilbilgisinin geliştirilmesi en önemli dilbilimsel gelişmeler arasında sayılabilir. [3]

Araştırma örnekleri

Yaklaşım tarzlarındaki üç temel paradigmasal karşıtlıkla dilbilimsel araştırmalar sürdürülür. Araştırma sorularının oluşturduğu şemalarda bu farklılıklar açıkça uymayabilir.

Kuralcı – Betimsel
Betimsel dilbilim gerçekten kullanılan olguları ortaya koymaya çalışan bir bilim dalıdır. Bu dilbilime karşıt olarak da kuralcı kavramı bir dilde zorunlu olarak ortaya çıkan yeni biçimleri, ülküsel ve donmuş bir örnek uğruna yadsıyan,” bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda iyi kullanım”ı, “güzel kullanım”ı, “yanlış” diye nitelendiren biçimlere karşı savunan, sorunları yanlış-doğru karşıtlığı içinde ele alan geleneksel dilbilgisini nitelemek için kullanılan bir terimdir. Betimsel dilbilim ise dil olgularını betimlemeye yönelen, salt gerçekleşmiş öğelerden oluşan bir bütünü ele alarak incelemeye verilen isimdir.

Yukarıda bahsedilen karşıtlıktan dolayı kuralcı odaklı çalışmalar uygulamalı dilbilim olarak anlaşılır ama akademik alanlarda çok az yer alır. Kuralcı çıkarımlarla ilgili olarak çok tartışmalı görüşler yaygındır. Örneğin; genel olarak, ne ölçüde dil eleştirileriHer dilin dilsel araçlarının ve ifade gücünün eleştirel değerlendirilmesi dilbilimsel araştırmaların konusu olabilir ya da olmalıdır. Çünkü dil eleştirileri ya kolayca dil kullanımına ilişkin kayda değer kurallarla birlikte anılıyor ya da sıkça toplum eleştirileri olarak da gösterilmektedir. Kuralcı çalışmalar – belirli gelişim normlarına uygun olarak çocuğun dil durumunu belirleyen dil gelişim testleri gibi birkaç istisna durum dışında- akademik araştırma ve eğitimlerde yer almazken aksine daha çok bilimsel ve özel taraflarda yapılır.

Aynı alanlardaki kuralcı ve betimsel çalışmaların karşılaştırılması aşağıdaki tablodaki gibidir:

Kuralcı                                                                                     Betimsel

Sözlük Bilgisi İmlă Kılavuzu                                                            Kelimeleri son harflerinden başlayıp tersine giderek alfabetik sırayla dizen Sözlük
Ruh Dilbilim/ Klinik Dilbilim Tıbbi Dil Testleri                                      Dil Gelişimi Araştırması
Toplum Dilbilim Kız- Erkek Ayrımı Yapılmayan Dil Kullanımı Şekli            Cinsiyetlere Özgü Dil Kullanımı Betimlemesi

Artzamanlı - Eşzamanlı

Olguların süre içinde geçirdikleri evrim açısından ele alınmaları artzamanlılık, olguların evrim dışında ve süreden bağımsız olarak bir dizge biçiminde ele alınması ise eşzamanlılıktır.

Bu görüşler dilsel olgunun zaman içindeki (artzamanlı) ya da belirli bir zaman dilimindeki (eşzaman) gelişiminin betimlenip betimlenemeyeceğini belirler. Çoğu dilsel olgu tarihi boyutta da değerlendirilebilmesine rağmen, artzamanlı bilimsel araştırmaların konusu olarak belirli bilim alanları akademik modern dilbilimde yer edinmiştir. Örneğin, bu yüzden toplum dilbilimsel konular ya da söz dizimsel olgular tarihi açıdan çok az ele alınırlarken, kelimelerin ses ve anlam değişiklikleri ya da bir dilin sözcük dağarcığındaki değişiklikler çok uzun zamandır tarihi araştırmaların merkezi olarak gösterilmektedir. Artzamanlılık esas alınarak hazırlanan araştırma sorularının kapsamı ve seçimi anlaşılabileceği gibi daha çok mevcut kaynakların varlığına bağlıdır.

Artzamanlı ve eşzamanlı çalışmaların aynı alanlardaki karşılaştırmalarına örnekler aşağıdaki tabloda verilmiştir:

Artzamanlı                                                                                                 Eşzamanlı

Lehçe Bilim 16.yüzyıldan 20.yüzyıla kadar alman lehçelerinin sınırlandırılması            18.yüzyıl da alman lehçelerinin sınırlandırılması
Toplum Dilbilim Farklı sosyal kesimlere ait dillerin zamansal olarak karşılaştırılması       1900lerde işçi sınıfının dili
Anlam Bilim Yeniçağda sanat kelimesinin anlam gelişimi                                       Sanat kelimesinin bugünkü anlam çeşitliliği

Doğa Bilimsel (makro) – Sosyal Bilimsel (mikro)

Bu bağlamda ifade biçimi olarak dilin doğa bilimsel bir durumdan mı yoksa toplum bilimsel bir durumdan mı ortaya çıktığı araştırılır. Dile göre; doğa bilimsel durum söz konusu olabiliyorsa, ifade biçimi olarak dilin kültür bilimsel ya da filolojik de olması mümkündür. Birçok dilsel olgu hem artzamanlı hem de eşzamanlı olgu olarak yorumlanabilirken; betimsel ve kuralcı olgu gibi durumlarda bilimsel araştırmaların doğa bilimsel ve sosyal bilimsel boyutlarında kesinlikle ikisinden birinin tercih edilmesi gerekir. Olası bakış açılarından birine kesin karar verilmesiyle birlikte belirli bir araştırma yönteminin seçimi gündeme gelir. Ama bütünce dilbilim bir istisna oluşturur. Çünkü ölçme ve sayma yöntemleri hem dilsel bir sistemin nicel araştırmaları için kullanılabilir hem de dil kullanımının nicel tanımlaması için kullanılabilir.

Aynı alanlardaki doğa bilimsel ve toplum bilimsel çalışmaların karşılaştırılması aşağıdaki tablodaki gibidir:
Doğa Bilimsel                                                                             *Toplum Bilimsel
Ses Bilgisi Belirli seslerin ses bozukluklarındaki telaffuzlarının araştırılması  *Farklı konuşmacı tabakalarına ait insanlarda belirli seslerin telaffuzunun araştırılması
Metin Dilbilim/ Medya Dilbilim Medya metinlerinin üslup biçimi    *Zamansal olaylarla bağlantılı olarak medya metinlerinin biçim ve içeriklerinin araştırılması
ve sözdizimsel özelliklerinin incelenmesi

Bütünce Dilbilim Diğer kelimelerle sık kullanımıyla ilişkili olarak Kadın kelimesinin belirli   *Sosyal anlamıyla alakalı olarak Kadın kelimesinin kullanımı
metinlerde kullanımı
Dil biliminin alt alanlarının adlandırılması

Sosyal dilbilim veya sosyodilbilim değil de sosyolinguistik tabirinin kullanımı, dilbilim ile linguistik kavramlarının kullanımları konusundaki ikilemli duruma çözüm getiren bir örnektir. Psikolinguistik örneğinde de olduğu gibi. Zaman zaman genel dilbilimin alt alanı olarak hem teorik dilbilim hem de teori linguistik kullanılmaktadır.

“Uygulamalı” dilbilim kavramı altında ne anlaşıldığı tam olarak net değildir. Bir taraftan (dilsel sistemin teorik yapısının, gramer modelinin ve benzeri şeylerin tersine) gerçek uygulamalı dilleri araştıran bir alt alan olarak anlaşılırken, diğer taraftan uygulama sonunda elde edilen araştırma sonuçlarının kullanılmasıyla ilgili bir alt alan olarak anlaşılmaktadır. Genel/teorik ve uygulamalı dilbilim arasındaki bu özel durum sorun yaratmaktadır. İngiliz dili ile ilgili bilimsel alanda applied linguistics (ilk durumda söz konusu olan algılama biçimine göre) mi yoksa linguistics applied (ikinci durumda söz konusu olan algılama biçimine göre) kavramının kullanılacağı konusundaki adlandırma karşıtlığı tartışılmaktadır.

Karşılaştırmalı dil bilimi

Karşılaştırmalı Dilbilim (Karşılaştırmalı Modern Dilbilim) tarihsel karşılaştırmalı dilbilim için de kullanılan her bir dilin karşılaştırılmasıyla ilgilenen disiplinlere yönelik bir üst kavramdır. Örneğin; bütün dillerde ortak olan dil yapısının nitelikleri gibi bütün doğal dillerde bulunan özellikler genel karşılaştırmalı dilbilimin araştırma konusudur. Karşılaştırmalı dilbilimin araştırma alanları şunlardır:

* Tarihsel karşılaştırmalı dilbilim (Art sürem): 19. Yüzyılda kurulmuştur. Dil karşılaştırması ile ayrı ayrı diller arasındaki akrabalık ilişkileri ile bu dillerin kökenini araştırır ve böylece dil aileleri oluşturur. Bu dil ailelerinden, örneğin Hint-Avrupa, Sami dilleri ve Ural-Altay gibi dil ailelerinin dillerini araştıran birçok disiplin ortaya çıkmıştır. Bu şekilde, karşılaştırma yolu ile çıkarsanan bir akrabalık ilişkisi genetik olarak adlandırılır.
* Ayrımsal karşılaştırmalı dilbilim: Dilleri eş zamanlı olarak karşılaştıran, Doğu Avrupa’da karşılaştırmalı dilbilgisi de denen ayrımsal karşılaştırmalı dilbilimi, yabancı bir dil öğrenirken ana dilin olası etkileri ile bu süreçte karşılaşılan sorunları araştırma gibi konular ve dil tipolojisine yönelik her şeye yoğunlaşır. Araştırılan diller birbiri ile ilişki halinde ise o zaman Kontaktlinguistik’ten de söz edilebilir.
* Dil tipolojisi
Karşılaştırmalı Dilbilim art ve eş zamanlı (diyakronik ve senkronik) araştırma yöntemlerine göre farklı dallara ayrılabilir. Genel karşılaştırmalı alanlar, genel dilbilim ve tarihsel dilbilimin tarihsel karşılaştırmalı alanlarına da dahil olarak görülebilir.

Genel karşılaştırmalı dil bilimi

* Alan Tipolojisi: Belli dil grupları belirlemek amacıyla ortak bir coğrafi alanda konuşulan dilleri eş zamanlı olarak karşılaştırır.
* Ayrımsal Karşılaştırmalı Dilbilim: Genel olarak iki dil arasındaki farklılıkları belirlemek amacıyla, bu iki dili eş zamanlı olarak karşılaştırır.
* Dil Tipolojisi: Dil tiplerini belirlemek amacıyla dilleri eş zamanlı olarak karşılaştırır.
* Genel Kavramları Araştırma Alanı: Bütün dillerde bulunan ortak özellikleri ortaya çıkarmayı amaçlar.
* Sosyal Dilbilim: Farklı lehçe, belirli bir sosyal gruba özgü dil ve uzmanlık alanı dilleri gibi farklı dilsel biçimleri ve bu dillerde bulunan farklılıkları açıkça göstermek amacıyla tek tek dilleri eş zamanlı olarak karşılaştırır. Bu farklılıklar büyük oranda sosyal etmenlerden kaynaklandığı için Sosyal Dilbilim, genel dilbilimin alt alanı olan Sosyodilbilim’ in bir dalı olarak da ele alınır.

Tarihsel karşılaştırmalı dil bilimi (Art sürem)

* Tarihsel Dilbilim: dil ailelerini açıkça göstermek ve bir veya birden çok dilin gelişim sürecini ve Sesbilim, Biçim Bilgisi, Söz Dizimi, Anlam Bilgisi ve Anlatım Bilgisi’ndeki değişiklikleri göstermek amacıyla dilleri art süremli olarak karşılaştırır. Ayrıca dildeki değişmelerle her bakımdan ilgilenir.

Bu alanın aşağıda sıralanan bilim dalları ve tarihsel dilbilgisinin asıl branşı, yani tarihsel dilbilim ile bir araya gelmesi çok yaygın olan bir gelenektir. Bu bakımdan, geniş anlamda, tarihsel dilbilgisi anlayışı vardır.

* Kökenbilim (Etimoloji): Kelimelerin ve anlamlarının kökeni ve oluşumunu inceler.
* Hint-Germen Dilleri: Günümüzde Hint - Avrupa dil ailesi grubunda olan dillerin gelişim süreçlerini karşılaştırarak bu dillerin anadillerinin, ayrıntılı bir biçimde ortaya konan anlamını göstermeye çalışır.
* Özel Adlar Bilimi: Özel adların oluşması, anlamı ve yayılmasını araştırır ve bu adları kökenbilim açısından ele alır.

Genel Dilbilim ve Uygulamalı Dilbilimden sonra üçüncü büyük bilim dalı olarak genel dilbilimin genel ve karşılaştırmalı alanlarının da olduğu Tarihsel Dilbilim, Karşılaştırmalı Dilbilim yerine konularak eş zamanlı bir sınıflama yapılmaktadır.

Söylem çözümlemesi

Söylem Çözümlemesi, 70’li yıllarda konuşma çözümlemesi çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır ve konuşulan dilin çözümlemesi ile uğraşır. Söylem Çözümlemesi, Modern Dilbilimin bağımsız bir araştırma alanıdır. Fakat Metin Dilbilim ve Söz Eylem Kuramına yönelik sıkı bağlantıları vardır. Söylem Çözümlemesi’nin amacı, bir toplumdaki bireylerin iletişim kurarken kullandıkları farklı söz edimlerini araştırmaktır.

Söylem çözümlemesi’nin araştırma nesnesi

Söylem çözümlemesi, “insanlar nasıl konuşur?” konusu üzerinde araştırma yapar, konuşmadaki söz edimlerin yardımıyla karışlıklı sözel eyleme katılanların/konuşucuların (Interaktant) nasıl sağlandığını ve nasıl meydana geldiğini tanımlamaya çalışır ve bunların ilkeleri üzerinde yoğunlaşır. Burada yalnızca doğal konuşmalar değil, ses yapılarına göre yazılıp başka bir yazı şekline dönüştürülen yapay durumlar da söz konusudur. Söylem çözümlemesinde, konuşmacının özelliklerine yönelik açıkça söylenip yazılmayan bir anlaşma vardır:

*
o Yapısal: Katılımcıların aktifliğini sağlar.
o Süreçsel: Zamana bağlı yapılardır.
o İletişimsel: Birbiriyle ilgili olan yazılardan oluşur.
o Yöntemsel: Kültürel anlamda toplum düzeni içinde sağlam bir yere sahip yöntemler kullanılır.
o Amaçsal: Katılımcılar konuşmanın amacına yönelir.

Bir konuşma farklı düzeylerde görülebilir ve sözel eyleme katılanların (Interaktant) bulunduğu aşağıdaki gerçekliklere sahiptir:

*
o Konuşma Organizasyonu,
o Konuşma Düzeyi
o Davranış Düzeyi
o Sosyal Düzey
o Konuşmanın Oluş Biçimi
o Karşılıklılığın oluşturulması, üretilmesi

Bu düzeyler sık sık ve birbirinden ayırt edilmeden incelenir. Bunun nedeni ise bir konuşmanın temel düşüncesini ayırt edici özellikleriyle tanımlayarak göstermektir. Söylem Çözümlemesi’ne yönelik araştırmalar, söylem çözümlemesinin araştırma nesnesi konusunda başka bir anlayışa sahiptir. Kavramlar eş anlamlı olarak sık sık kullanılsalar da, araştırma nesnesi konusunda tamamen farklı varsayımlar bulunmaktadır.

Karşılıklı konuşmanın biçimlendirilmesi
Karşılıklı konuşmanın analizi, başka konuların yanı sıra özellikle konuşmayı oluşturucu sorulara yönelir; örneğin konuşucular arasında değişim, bir konuşmanın açılması ile bitirilmesi, söz alma birimlerinin (Redepartikel) işlevi ve rolü, düzeltme usulleri ve konuşma sınıflandırmalarına yönelik sorulardır bunlar. Sözel iletişimin belli başlı özellikleri „Konuşma Dili“ adlı makalede irdelenmektedir.

Yazı bilgisi
Yazı Bilgisi denilince, Hadumod Buβmann’ın gramer kuralları olan doğal dillerin araştırılması anlaşılır.

Yazı bilgisinin araştırma nesnesi

Modern Dilbilim alanları, bir dilin yazılı açıklamalarında var olan olağan dil olgusunu inceler, bu dil olguları ise bir dildeki imlanın gelişmesi ve sabitleştirilmesine yöneliktir. Birimlerin anlam ayırt edici işlevi ve bu birimlerin dilin seslerle ilgili yapılarıyla olan ilişkileri bakımından belli bir yazı sisteminin birimlerini araştırır.

Yazı Bilgisi araştırmaları, geçerli yazım kurallarına ve tarihsel metinlerin çözümlenmesi ya da dilbilimsel bilgi işlemi dahil, işleyen sistemdeki yazı düzeneğinin değiştirilmesine hizmet eder.

Bir dildeki yazı sisteminde anlam ayırt edici en küçük birimlere grafem ya da graf denir.

Graf yazı sistemindeki en küçük birimdir, grafem ise anlam ayırt edici en küçük birimdir.

Fonoloji ve fonetik kavramlarına benzer olarak, yazılı dilin sadece duyusal (maddesel) yanının araştırma alanı da Grafetik olarak tanımlanır.

Yazılı dilin işlevsel bir birimi olan grafem; somut, el ile yazılmış ya da tipografik şeklinden, yani graftan bağımsızdır. Bir grafemin kaç graftan -örneğin Almancadaki –sch (“ş” olarak telafuz edilir), -ch (gırtlak sesi, Türkçedeki “h” grafının sözcük içindeki telaffuzuna denk gelen graf’tır) ya da –ie (uzun i olarak okunur) gibi iki ya da üç graftan- oluşabileceği grafemik içerisinde tartışmalı bir konudur. Bazı kuramlara göre, bir grafem birden fazla graftan oluşabilir; bazı eski kuramlara göre ise /ʃ/ fonemi için –sch grafeminin kullanılması örneğinde olduğu gibi, bir grafem fonemin temsili olarak tanımlanır veya ses dağılımı nedeniyle, yani grafo-birimsel nedenlerden ötürü bir graf dizini bir birim olarak kabul edilir. Ama böyle harf birleşimlerinin birçok grafemin birleşiminden de olacağı görüşü çok yaygındır.

Sözlük bilimi

Sözlük bilimi modern dilbilimin içerisinde söz dağarcığı anlamındaki sözlük kuramıdır. Sözlük bilimi, sözcük sistemi ve sözcüklerin anlamlarına yönelik varlık bilimi olarak tanımlanır. Dilsel ifadelerin anlam yapısı ve sözcükler arasındaki bağlantı ile ilgilenir.

1960’lı yılların başından beri modern dilbilim içerisinde kendine özgü bir alan olarak var olan sözlük bilimi, dil unsurlarını araştırır ve leksikografik öğeler (biçimbirim), kelime ve sözcük grupları arasındaki ilişkiyi ve kuralları belirlemeye çalışır.

Leksikografi sözlüklerin oluşturulmasıyla ilgilenir ve bunun için sözlük bilimsel olgulara başvurur, sözlük bilimsel araştırmalara yönelik yeni bilgiler verir.

Sözlük bilimine akraba olan diğer dilbilim alanları; Adbilim, Kavrambilim, Kökenbilim, kelime yapısı, Deyim Bilgisi ve Özel Adlar bilimidir.

Biçim bilimi (Morfoloji)

Modern Dilbilimin alt alanı olan Biçimbilim, bir dilin anlam taşıyan en küçük parçalarının (Biçimbirim, Morfem) araştırmasını yapar. Biçimbirimler farklı biçimlerde kullanılır, anlam ayırıcı en küçük birimlerden (fonem) oluşur ve bunların kelimelerini oluşturur. Biçimbirim kelimelerin iç yapısındaki dil olgularına ilişkin kurallarla ilgilenir.

Morfoloji kavramının kökeni

Morfoloji geleneksel dilbilgisinde, bükün biçimlerinin ve kelime türlerinin çözümlemesini kapsayan ve sözcük yapısını da dikkate alan biçim bilgisidir.

Morfoloji kavramı, tipik sözcük yapılarını tanımlamak için dilbilimciler tarafından 19. yüzyılda ele alınmıştır. Bu kavram köken olarak, özellikle Botanik’teki biçim bilgisini başlatan Goethe’den gelmektedir. August Schleicher bu kavramı, dilbilim için 1860 yılında sadece başlık olarak benimsedi. Morfemleri ise ilk olarak Leonard Bloomfield konulaştırdı. Bloomfield (1933) ve Harris (1951) bu konuya ayrı birer bölüm ayırarak eserlerinde yer vermiştir. Morfoloji, konum açısından sürekli bir değişime uğrarken hem hangi dil betimsel alanların ona dahil edilip edilmeyeceği sorusu, hem de değişik gramer sınıflarının düzenleyici sistemlerine nasıl dahil edileceği konusu farklı yaklaşımlarle ele alınmıştır.

Sözcük türetme
Sözcük türetme temel birim ve eklerin birleştirilmesiyle oluşturulan kelime yapılarıdır. Örneğin; iyi-lik, güzel-lik gibi… İyi sözcüğüne –lik eki getirilerek sıfattan isim türetilmiştir.

Birleşik kelime yapma Birleşik kelimeler en az iki sözcüğün bir araya getirilmesiyle oluşur, ama bu sözcükler istenildiği kadar öğe içerebilir. Örneğin; dil-bilim sözcüğü dil sözcüğü ile türemiş isim olan bil-im sözcüğü bir araya getirilerek birleşik kelime yapılmıştır.

Kısaltmalar Kısaltmalar şu şekilde ayrılabilir:

* Birleşik kelimelerin sadece baş harflerini kullanarak yapılan kısaltmalar,
* Yeni bir sesbilgisel sözcük oluşturacak şekilde yapılan kısaltmalar: Türk Dil Kurumu→ TDK
* Uzun sözcüklerdeki bazı birimlerin atılmasıyla yapılan kısaltmalar: Üniversite→ Üni

Evrişim
Bazı dilbilimcilere göre evrişim konusu biçim bilgisi içerisinde ele alınır. Evrişim, bir kelimenin biçim değişikliği olmadan kelime türünün değişmesidir. Örneğin; “Adam güzel konuştu” ile “güzel çiçeklerden bir demet aldı” cümlelerinde “güzel” sözcüğü biçimsel bir değişikliğe uğramadan ilk cümlede zarf, ikinci cümlede sıfat görevindedir.

Almancada bazı isimlerin tekil ve çoğul halleri aynıdır. Das Kissen (tekil), die Kissen (çoğul), bu sözcükte de hiçbir biçimsel değişiklik yoktur ve evrişime uğramış bir sözcüktür.

Evrişimin başka bir tanımı ise, morfemde hafif bir değişiklik olabileceği yönündedir, böyle sözcükler de bükün konusuna dahil edilebilir. Bu bağlamda evrişimin ilk belirttiğimiz tanımı Sıfır-türetme olarak adlandırılır.

Sözcüklerdeki biçimsel olaylar, başka hiçbir değişiklik olmadan sadece önek ve soneklerden oluşuyorsa kurallara uygun olan ifadelerle betimlenir. Arapçadaki bazı sözcük türetme kurallarında olduğu gibi bazı durumlar kurallara uygun olan dillerle anlaşılmaz.

Sınırlamalarda ortaya çıkan sorunlar

Sözcük bilgisi ve bükünün bölümlenebilirliğine dair tartışmalar hala sürmektedir. Bazı okullarda sözcük bilgisi kendine özgü bir alan olarak, bazı okullarda ise biçim bilgisinin alt alanı olarak öğretilmektedir. Ama biçim bilgisi sözcük bilgisinin alt alanı olarak alınırsa sözcük bilgisini biçim bilgisinden ayırmanın hiçbir mantığı yoktur. Bir basit ve belirleyici kurala göre sözcük bilgisi ile bükün arasındaki fark şudur: Sözcük bilgisinde yeni kelimeler türetilir, bükünde ise sözcüklerin anlamlarına katkı yapılarak kelimelerin cümledeki işlevleri dile getirilir. Örneğin; Sözcük bilgisi, hareket sözcüğüne –siz eki getirilerek yeni bir kelime oluşturulan alandır. Bükünde ise yeni bir kelime türetilmez, sadece uyumluluk aranır, örneğin; özne-yüklem uyumu, çoğul isimlerde yüklem de çoğul olur ya da yazmak fiilinin özneye göre (yazıyorum, yazıyorsun) çekimi gibi durumlar bükünün ilgilendiği konulardır.

Bükün ve cümle bilgisinde aynı dilbilgisel ve anlambilimsel işlevler söz konusu ise sınırlandırmalarda sorunlar ortaya çıkabilir. Örneğin; bükünlü diller grubunda olan Almancada şöyle bir kategori vardır: Almancada bütün isimlerin tanımlığı (Artikel) vardır. Bu tanımlıklar adların cinsini, çekimlerini, tekil ya da çoğul biçimlerini, belirli ya da belirsiz olduklarını ve aynı zamanda adla birlikte çekilen sıfat ve zamirlerin çekimini belirtir. Bu tanımlıklar “der, die, das”tır. Örneğin; Löwe (aslan) sözcüğü sözcük bilgisindeki –in ekini alarak Löwin (dişi aslan) olur. Bir cümlede kullanılan Artikeller her zaman çekimlenir, ama Almancadaki çok az isim cinse göre değişir.

Bir dilin anlam taşıyan en küçük birimi olarak tanımlanan morfem, biçim bilgisi dahilinde parçalara ayırma imkânları sunar ve bilimsel tartışmalara yol açar.

Biçimbirim
Dilin anlam taşıyan en küçük yapı birimi olan biçimbirim, bir kelimenin henüz sınıflandırılmamış öğesidir. Morflara kelimeleri parçalara ayırarak ulaşılır. Örneğin; “O her gün okula gider” ve “Giderayak işlerim var bitirilecek” cümlelerinde gitmek fiiline –er morfemi getirilerek farklı anlamlar oluşturulmuştur.

Farklı morflar farklı şekillerde aynı işlevi görüyorsa, bunlara da biçimbirimlerin allomorfları denir. Türkçede bu duruma şu şekilde örnek verilebilir:

Örnek 1: “Annemler geldi.” ve “Annemgil geldi.” Bu cümlelerdeki “anne” sözcüğüne eklenen “-ler” ve “-gil” sözcükleri aynı anlamı vermektedir.

Örnek 2: “Öğrenciler yarın gelecekler.” ve “Arkadaşlarım bu sınavı başaracaklar.” Bu cümlelerde “öğrenciler” ve “arkadaşlarım” sözcüklerinde “-ler” ve “-lar” ekleri aynı çoğul anlamını vermektedirler. Aynı zamanda “gelecekler” ve “başaracaklar” sözcüklerindeki “-ecek” ve “-acak” ekleri aynı gelecek zaman kipini belirtmektedirler. Bu durum başka dillerde de meydana gelmektedir. Örneğin; Kinder kelimesindeki –er, Hunde kelimesindeki –e, Fragen kelimelerindeki –n, CDs kelimeleri –s, çoğul biçimi değişmeyen Wagen kelimesi çoğul biçimbirimlerin Allomorfemidir. Bu biçimde farklı biçimbirimler Senkretizm adı verilir.

Bükün ve kelime yapısı kuralları

Bükün, kelime yapısında gözlemlenen farklı yöntem ve kurallara göre gruplara ayrılır.

Sıfat, isim ve fiil çekimi bükün sınıfına girer. Birçok yazar, sıfatlarda karşılaştırma ve bu karşılaştırma derecesini de bükün sınıfına koyarlar. Örneğin; “ Çay içiyorum” cümlesinde birinci tekil şahıs ve şimdiki zaman olarak kullanılan “-yor” ve “um” çekim morfemi vardır.

Son zamanlarda yapılan çözümlemelerde bükün, sözdizimsel düzeyde bir role sahip olduğu için biçimbirim sınıfından sayılmamaktadır, ama bu görüşle, anlambilimsel düzeyde çoğul yapı ve Genus (cins durumu) çelişmektedir.

Diğer alt alanlar


* Bilgisayarlı Dilbilimi; doğal dilin, bilgisayardaki kullanımını araştırır.
* Budun Dilbilim; dilin, kültürlere özgü farklı kullanımını inceleyen bilim dalıdır.
* Adli Dilbilimi; dilsel birimlerin suç bilimine ilişkin araştırmalarını yapar.
* Klinik Dilbilimi; dil, konuşma ve yutkunma bozukluklarının tanı ve tedavisiyle ilgilenir.
* Bilişsel Dilbilim; bilişsel yapı ve süreç ile dili inceleyen bilim dalıdır.
* Medya Dilbilim; iletişim araçları bağlamındaki iletişimde dil ve dil kullanımını inceleyen bilim dalıdır.
* Sinir Dilbilimi, dilin sinirsel temellerini ve dile etkilerini araştıran bilim dalıdır.
* Patolojik Dilbilim; patolojik dilin öğretisi, içinde dil gelişim bozukluklarının konulaştırılması söz konusudur.
* Siyasal iletişim, dille ilgili politik olayları inceler.
* Psiko Dilbilim, dil üretiminin, dilin anlaşılmasının ve dil ediniminin süreçsel ve hareketsel unsurlarını inceleyen bilim dalıdır.
* Nicel Dilbilim, dil teorisi tasarlamak için statik araştırmalar temel alınarak dil kurallarını inceleyen bilim dalıdır.
* Hukuk Dilbilim, dille ilgili hukuk konularının arka planını araştıran bilim dalıdır.
* Sosyolinguistik toplum ve dil arasındaki karşılıklı etkiyi inceleyen bilim dalıdır.
* Dil istatistiği; bir dil statiğidir ya da herhangi bir dilsel yönün statik verilerinin araştırmasıdır.
* Metin Dilbilimi, dilin tümce üstü yapısını inceleyen bilim dalıdır.

Ünlü dil bilimciler


o Leonard Bloomfield iki dünya savaşı arasındaki zaman diliminde Amerikan yapısalcılığının en önemli temsilcisidir.
o Franz Bopp, Hint- Avrupa dil ailesinin kurucusudur.
o Karl Brugmann, Hint- Avrupa dil ailesinin kurucusu ve yeni dilbilgicilerin1870’lerin sonunda Leipzig’de August Leskien, Karl Brugmann und Hermann Osthoff’ un kurduğu Leipzig okulundan yeni dilbilgiciler olarak adlandırılan bir grup dilbilimci ileri gelen temsilcilerinden biridir.
o Karl Bühler dilin işlevini tarif eden Organum Modelini geliştirmiştir.
o Noam Chomsky, üretici dilbilgisini kurmuştur.
o Joseph Greenberg, dil tipolojilerine ilişkin kapsamlı araştırmalar yapmış ve dilde tümel önerme sunmuştur. Afrika dillerinin kökenlerine göre bugünkü sınıflandırılmasını oluşturup Amerind ile Avrasyatik makro dil ailelerini kurmuştur.
o Jacob Grimm ve Wilhelm Grimm, Alman filolojisinin kurucuları olarak görülür.
o Zellig S. Haris, Amerikan betimselciliğinin başyazarıdır.
o Louis Hjelmslev, Kopenhag Okulu’nun baş temsilcisidir ve Glosematik kuramının yaratıcısıdır.
o Wilhelm von Humboldt karşılaştırmalı dilbilimi kurmuştur.
o William Labov, toplum dilbilimde en önemli araştırmacı kişiliklerden biridir.
o George Lakoff, bilişsel dilbilimin en önemli temsilcilerinden biridir.
o Roman Jakobson, Prag Okulu’nun üyesidir ve dil kazanımına ilişkin çığır aşan araştırmalara imza atmıştır.
o Antoine Meillet Hint-Avrupa dil ailesiyle ilgilenmiştir. Ekonomiyi dilin değişiminde itici güç olarak incelemiştir.
o Hermann Osthoff Hint- Avrupa dil ailesinin kurucusudur ve yeni dilbilgicilerin ileri gelen temsilcilerinden biridir.
o Hermann Paul önemli bir dil kuramcısıdır ve yeni dilbilgicilerin ileri gelen temsilcilerinden biridir.
o Harm Pinkster, dünyada ileri gelen bir Latin dilbilimcidir.
o Edward Sapir, Sapir-Whorf Hipotezine adını veren ve özellikle dil tipolojisinde önemli bir araştırmacıdır.
o Ferdinand de Saussure, Cenevre Okulu’nun ana temsilcisidir, modern dilbilimin kurucusu olarak iki yönlü işaret kavramıyla modern dilbilimi değerlendirir.
o August Schleicher karşılaştırmalı dil araştırmalarında Soyağacı kuramının kurucusu olarak görülmektedir.
o Johannes Schmidt Dalga Kuramının kurucusudur.
o Nikolai Sergejewitsch Trubetzkoy, Prag okulunun önde gelen temsilcisi ve sesbilimin kurucusudur.
o George Kingsley Zipf, Zipf Yasaları’yla nicel dilbilim alanında çığır aşan bir araştırmacıdır.[5]