Liberalizm Nedir, Ne Demek, Tanımı, Tarihi, Hakkında Bilgi

Liberalizm

Birey, toplum ve devlet ilişkilerinde kişilerin Özgürlüğünü öne alan, toplumun örgütlenmesinde özgürlüğü temel prensip olarak kabul eden, kişi özgürlükleri karşısında devletin yetkilerini sınırlamayı saVunan ve devletin ekonomik hayata müdahalesini kabul etmeyen bir felsefe, ekonomi ve siyasal düşünce akimidir. Felsefî düşünce olarak çok eskilere dayanmakla birlikte, kavram olarak XIX. yüzyıl başlarında İspanya´da kurulan "Liberales" adlı siyasal partiden gelmektedir.

Liberalizm laissez-faire (bırakınız yapsınlar) anlayışına dayanır. Bunun da temelinde ferdi çıkar vardır. Kapitalizm yolunda güçlenmekte ve hakim sınıf haline gelmekte olan burjuvazinin dünya görüşü ve ideolojisidir.

Avrupa´da Merkantilist dönemi oluşturan XV-XVIII. yüzyıllarda ortaya çıkan gelişmeler hem sanayi kapitalizmine, hem de bunun zihnî temelini oluşturan liberalizme yol açmıştır. Bunlar deniz keşifleri, sömürgecilik ve dış ticaret yoluyla elde edilen sermaye birikimi, tarımın ticarileşmesi, kağıt paranın ortaya çıkışı ve bankacılığın gelişmesi, nihayet büyük sanayiin belirmesidİr. Rönesans, reform hareketleri ve Fransız ihtilali bunların düşünce ve siyasi hareket alanındaki tezahürleridir.

Liberalizm, önce Fransa´da XVIII. yüzyıl sonlarında fizyokrasi ile ortaya çıkmıştır. Tabiatın kuvveti anlamına gelen fizyokrasi, iktisatta tabii düzeni ve tam bir serbestliği savunur. Buna göre en önemli iktisadî kesim, tarımdır. Aynı dönemde İngiltere´de beliren liberalist doktrin ise, sanayii ön plana çıkarır. Gerçekte bu farklılık Fransa´da uzun yıllar tarımın ihmal edilmesinden, İngiltere´de ise biriken sermayenin sanayi devrimine yol açmasından kaynaklanmıştır. Adam Smith, Ricardo, Malthus, J.Stuart Mili gibi klasik İngiliz iktisatçıları liberalist idiler. Bunlar özel mülkiyet, ferdi çıkar ve serbest rekabet çerçevesi içerisinde iktisadi liberalizm sistemini oluşturmuşlardır. Bunları Fransa´da J.Babtiste Say takip etmiştir.

Sanayi devrimi döneminde Avrupa´da uygulanan liberal sistem, güçlü olanların ayakta kalmasına, zayıfların ezilmesine yol açmıştır. Bu yüzden, bu dönemde beliren işçi sınıfı çok kötü şartlar altında çalışma ve yaşama şartlan altında kalmış, dolayısıyla XIX. yüzyıl sonlarına doğru bir sosyal meselenin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Sosyalist, reformcu, tarihçi ve Marksist okulların eleştirileri daha çok bu sosyal meseleden kaynaklanmıştır. Liberalist sistem XIX. yüzyılın sonlarından itibaren gerek sosyal mesele, gerekse bunun yarattığı ideolojik ve doktrinci tepkilerden dolayı yerini, özellikle işçiler lehine, müdahaleci bîr sisteme bırakmıştır.

1930 bunalımından ve Keynes´ten sonra da kapitalizmdeki "bırakınız yapsınlar" düşüncesinin yerini, devlet müdahalesinin etkili olduğu ve bu şekilde arz ve talebin devlet tarafından yönlendirildiği bir düşünce ve sistem almıştır.

Liberalizmin Batı ülkelerinde gelişme göstermesi, Aydınlanma dönemini izleyen yıllarda ve burjuvazinin siyasal ve ekonomik iktidar alanlarını ele geçirmeye başlamasma rastlar. Bu itibarla XIX. yüzyılda liberalizm, bir burjuva ideolojisi olarak gelişmiştir. XIX. yüzyılda Batı toplumlarımn hayatına giren liberalizm, özellikle İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya´da gelişme gösterirken, bu yüzyılın sonlarına doğru, Çarlık Rusyası´nda da etkili olmuştur. İngiltere, İtalya ve Almanya´da, hedefleri devlet müdahalesini ve kontrolünü en aza indirmek ve daha serbest bir sosyal ve ekonomik düzen kur­mak olan liberal partiler kurulmuştur. Devletin sosyal ve ekonomik hayata müdahalesini öngören sosyalist ve komünist akımlarla mücadele ettiği gibi, aşırı tutuculuk ve totalitarizmle de karşı karşıya gelmiştir. Herşeyde Öne çıkardığı özgürlük fikri, bütün devrimlerde ateşleyici bir rol oynamıştır. Monarşik mutlakiyetçiliğe karşı verilen savaşta biçimlenmiş olan siyasal liberalizm, kamu gücüne savunma, adalet ve kolluk hizmetlerinin verilmesini öngörmüştür ve siyasal iktidarın müdahalesini iyice sınırlandırmıştır. Özellikle bireysel girişimlerin siyasal sistem tarafından kısıtlanmasına karşı çıkmıştır.

Siyasal liberalizm, devlet gücünün sınırlandırılması ile ilgili temel felsefenin gerçekleşebilmesi için kuvvetler ayrılığı, yerinden yönetim ve temsili demokrasi ilkelerini savunmuştur. Daha sonra kişi hak ve özgürlüklerinin teminatı olan hukuk devleti anlayışı da liberalizmin çerçevesinde gelişmiştir.

Liberalizm ´de ekonomik boyut: İngiliz örneği:

İngiltere´de liberallerin özgürlük mücadelesi daha çok iktisadi alanda olmuştur. Bunlar Bentham´ın üülitaryanizmi ve Adam Smith´in görüşlerinde ifadelerini buldular. Tabiat ve Milletlerin Zenginliği Üzerine Araştırmalar (1776) adlı çalışmasında Adam Smith, serbest ticaretin, üretimi kolaylaştıran ve tüccarların güçlen­mesini savunan bir hükümetin taraftan olarak, kişisel çıkarlarla, genel çıkar arasında temel uyum teorisine yöneldi; rekabeti övdü, kısıtlamaları eleştirdi. J.-Mill´de de^ etkili bir devletin fonksiyonu adı altında, aynı şeyi buluruz. Bu fonksiyon olumsuz bir fonksiyondur. Çünkü her­hangi bir zorlama olmaksızın, kişisel men­faatlerin polis takibatına uğrayabilmesine dayanır. Ama hükümet sorununa verilen mekanik çözüm -ki bu çözüm temsilde reform ve seçme hakkının genişletilmesidir- temel itibariyle ekonomik kaygılar­dan kaynaklanır. Bu kaygılar ekonomisi­nin değişim sürecini hızlandıran bir İngiltere´nin gelişiminde yatar. Buğdaylar üzerine hakların (1846) ve seyir hakkının (1849) parlamenter yöntemlerle ortadan kaldırılışına araç edilen 1832 seçim yasası da, bu gelişimden doğmuştur. Anti-corn Law Ligue´in başı Richard Cobden, hiç kuşkusuz serbest mübadeleyi İngiltere´de zafere taşıyan bu hareketi en iyi massetmiş kişidir. O, gücünden emin ve menfatlarını herşeyin önüne alan bir burjuvazi olan Manchester burjuvazisinin en mükemmel bir örneğidir. İşte bu ikinci nedendendir ki, John Stuart Mili "Eğer cemiyet liberal değilse, hükümet hiç olamaz" diye bu burjuvaziyi sertçe eleştirmiştir. Devlet´in adına gerekli ortamı hazırlamakla yükümlü olduğu özgürlüğün toplumsal yanları üzerinde dururken, MÜTin hümaniter liberalizmi lalissez-faire felsefesiyle çelişki içine girdi. Beri taraftan da Birinci Dünya Savaşı´nın ertesine kadar liberalizmin genel prensipleri gerçek an­lamda hiç sorgulanmadı. Hatta H.Spencer tarafından bir anlamda bunlar tamamen kemikleştiler. Spencer sosyal temel­lerin genişlemesi yönünden bile değerlendirmeden, Devlet´in günahlarını haykırdı, özel teşebbüsü ise göklere çıkardı. îşte bu şekilde emperyal bir büyüklük sevdası­na kapılmış milletlerin felsefesi olagelen liberalizm sonuçta emperyalizme kaydı.

Liberalizmin siyasi boyutu: Fransız örneği

İngiltere´de, özellikle Victoria döneminde, politik mücadeleler heyecansız sürerken, Fransa´da özgürlük ve düzen sonucu devrimci bir arkaplan üstünde çok keskin bir üslupla ortaya kondu. Fransa´da liberalizm, net olarak siyasi bir içerikle kendini gösterir. Bolca kavram kargaşası içinde İngiltere´ dekinden daha belirgin biçimde bir sınıf ideolojisinin izlerini taşır. Siyasi zorunluluklardan dolayı, liberalizm Madam de Staöl´in muhalefetini yaptığı, XVIII.yy. kozmopolitizmînin mirasçısı bir grup tarafından temsil edildi. Restorasyon devrinde, içinde B.Constant, Be4 ranger, P.L.Courier, Royer Collard gibi adamları da toplayan liberal hareket hem kraliyete, hem soyluluğa ve hem de protestanlık şekline bürünen anti katolisizmi vasıtasıyla dine karşı düşmanca bir tavır takınmaya başladı. Ama dogmatik, rasyo­nalist, rölativist, eklektist ortodoks liberalizminin oluşumu, aslında Temmuz Monarşisi devrine rastlar. Vİctor Cousin´in savunduğu spritüel değerleri tanıyan, sos­yal elİtin üstünlüğünü savunan, uzlaşmayı yani parîamentarizmi getiren hep bu ortodoks liberalizmdir. Bu arada sözü edilen liberaller çelişkilerden de beri değillerdir; de Broglie, Tocqueville ve Guijot gibi ingiltere hayranları da buna Normandiya kökenleri icabı yakınlık gösterdiler.

Ülke ancak 1830´lardan sonra genişleme imkanı bulabildi. Napolyon diye bir adamın destanı, son derece pasifist karakterli hükümete karşı halkın teminatı yerine geçti. Din düşmanlığı, düzeni sağlayamama kaygısı karşısında zayıfladı. Özellikle serbest mübadeleciler son derece korumacı bir tutumu benimsemeye başladılar. Siyasi liberalizmi toplumsal muhafazakârlığa bağlayan orteonizm, bu korumacı ve Maltusçu ayrıcalıklar partisinin ideolojisini en iyi açıklayan kavramdır. Rene Remond´un La Droite en France de 1815 a NosJours (1954)´da tesbit ettiği gibi bu ideoloji idare merkezinden yaklaştırmalarla bölgesel iktidarın patronluğuna, parlementoyu kontrol yoluyla da merkezi iktidarın İdare altına alınmasına soyunmuştur. Liberalizmin orleanist salonlardan çıkışı ancak III. Cumhuriyet dönemine rastlar. O zamana kadar Constant, Tocqueville, Prevost-Parodol gibi kişilikler maalesef safdışı kalmışlardır. 1870´den sonra liberalizm cumhuriyetçilik davasını üstlenir. Bunda maksat rejimin felsefesi konumuna gelmektedir; zaten orleanizmin cumhuriyetçi şekli olan radikalizm de bundan çokça yararlanmayı bilmiştir.

I.Dünya Savaşı ve 1929 krizinden sonra liberalizm bunalıma girdi. Düşmanları bu iki şeyden ilkini kapitalizmin iç çelişkilerinin bir yan ürünü, ikincisini de piyasa ekonomisinin aksak yanlarının şahidi olarak kullandılar. Bu hücumlara Jacgues Rueff, Ludwig von Mises, Friedrich August von Hayek ve Walter Lİppman gibi neo-liberaller sadece liberalizmin yaygınlığından ve yaratıcılığından kaynaklanan gücün elİte hareket imkanı sağlayabileceğine işaret ederek cevap verdiler. Her türlü devlet müdahalelerinin her türlü güdümün zararlarına, özgürlüğün bölünmezliğine parmak bastılar. Bertrand ve Jouvenal, ahlak üzerine bina ettiği bir sistem geliştirdi. İktidarı durdurabilecek yeterli donanım, bilinç ve formasyona sahip menfaatların yerli yerine konulmasını da buna ekledi. Muhafazakar olduğu kadar nostaljik de olan bu liberalizm, Atlantik´in her iki yakasında da bolca taraftar topladı, liberal bir modernizmin bundan türeyişi hemen gerçekleşti, bu Keynes ve New Deal´in derslerinde anlamını buldu.

İster ortodoks olsun, ister organize olsun, liberalizm her zaman devletçilikle anarşizm ve faşizmle komünizm gibi zıt kutuplar arasında, genelde üçüncü bir yol olarak kendini gösterir.

Ahmet TABAKOĞLU - (SBA)


Liberalizm

Liberalizm, özgürlüğü birincil politik değer olarak ele alan bir ideoloji, politika geleneği ve düşünce akımıdır. Genel anlamda liberalizm, bireylerin ifade özgürlüğüne sahip olduğu, din, devlet ve kimi zaman kurumların gücünün sınırlandırıldığı, düşüncenin serbest bir şekilde dolaştığı, özel teşebbüse olanak sağlayan bir serbest piyasa ekonomisinin olduğu, hukukun üstünlüğünü geçerli kılan şeffaf bir devlet modelini ve toplumsal hayat düzenini hedefler. Liberal demokrasi olarak adlandırılan bu devlet düzeninin, açık ve adil olduğu iddia edilen bir seçim sistemi ile birlikte tüm vatandaşların kanun önünde eşit olduğu ve fırsat eşitliğine sahip olduğu bir sistem olduğu savlanır.

Kralların doğal yönetim hakkı, veraset sistemi, devlet dini gibi eski devlet teorisini oluşturan birçok temel kabule liberalizm karşı çıkar. Tüm liberaller bireyin yaşama hakkı, özgürlüğü ve mülkiyet hakkı gibi temel insan haklarını kabul eder ve desteklerler. Bununla birlikte birçok ülkede modern liberalizm, toplumsal refahın sağlanması açısından, devletin birey özgürlüğü üzerinde minimal bir kısıtlayıcı gücü olmasını savunarak klasik liberalizmden ayrılır.

Liberalizmin kökleri batı aydınlanma sürecine dayansa da, bugün için terim sağdan sola siyasal yelpazenin farklı noktalarını kapsayan, özgürlük temelli bir düşünce çizgisini tanımlar.

Liberalizmin doğası ve kökenleri
Etimolojisi ve tarihsel kullanımı

Liberal kelimesi Latince liber'den (özgür) türemiştir. Livy'nin (Titus Livius) History of Rome from Its Foundation eserinde aşağı tabaka ile aristokasi arasında geçen özgürlük mücadelesi anlatılmaktadır. Orta çağın değişken ortamında uykuda olan bu mücadele özgür şehir devletlerini savunanlar ve papa taraftarları arasında İtalyan rönesans sürecinde tekrar başladı. Niccolò Machiavelli, Discourses on Livy eserinde cumhuriyet'in temellerini attı. İngiliz John Locke ve Fransız aydınlanma dönemi'nin diğer düşünürleri bu mücadeleyi insan hakları temelinde ele aldılar.

Türk Dil Kurumu sözlüğü liberal sözcüğünün Fransızca libéral 'den geldiğini belirtir ve şu anlamları verir:

Hürriyet ve serbestlikle ilgili.
Serbest ekonomiden yana olan (kimse, parti vb).
(mecaz) Hoşgörülü.
18. yüzyıl sonlarından itibaren liberalizm gelişmiş ülkeler için ana ideolojik akımlardan biri haline geldi.

Liberalizmde eğilimler
Yukarıda anlatılan temel çerçeve dahilinde olmakla birlikte, liberalizm içinde derin çatışmalar ve karşıtlıklar bulunur. Bu karşıtlıklar klasik liberalizm dışında kimi farklı eğilimler oluşmasını sağladı. Birçok tartışmada karşıt taraflar farklı kavramlar için aynı sözcüğü, kimi zaman da aynı kavram için farklı sözcükleri kullanırlar. Bu makalede;

*politik liberalizm liberal demokrasi taraftarlığı
*kültürel liberalizm bireysel hak ve özgürlüklerin kimi devletsel ve/veya dini sebepler sebebiyle kısıtlanması karşıtlığı
*ekonomik liberalizm devlet müdahalesine ve mülkiyetine karşı özel mülkiyet hakkı taraftarlığı
*sosyal liberalizm fırsat eşitsizliğine karşı olarak eşitlik taraftarlığı
için kullanılmaktadır.

*Muhafazakar liberalizm Bireysel özgürlük,serbest ekonomi girişimciliği, düşünce, din ve vicdan özgürlüğünü halkın geleneksel ,kültürel yapısı dikkate deger alınarak reformu öngören sağcı ideoloji özgürlüğüdür.
*Modern liberalizm kavramıyla ise yukarıda listelenen saf formlardan ziyade, bugün hemen hemen tüm birinci dünya ülkelerinde görülen, bu formların bir harmanı olan liberalizm anlatılmaktadır.
Politik ve kültürel liberalizm kendini liberal olarak tanımlayan insanların çoğu tarafından benzer bir şekilde algılanıp benimsenir, fakat ekonomik ve sosyal liberalizm konusunda geniş görüş ayrılıkları ve karşıtlıklar mevcuttur.

Liberalizmin Kronolojisi
İlk olarak Antik Yunan’da Sofistler olarak nitelendirilen filozofların fikirlerinin liberalizme benzediği söylenir. Aristo’nun Politika isimli eserinde de bu fikirlerin geçtiği rivayet ediliyor. Üçüncü olarak ortaçağda 1224–1274 yılları arasında yaşayan Aquino’lu Thomas ve ardından Timur’u Osmanlı Devleti’ne saldırtan İbn’i Haldun geliyor. Thomas Hobbes, Leviathan isimli eserinde devleti özgürlüklerin korunması ve devamı için gerekli görmüştür. O dönemde devletin varlığının meşruiyeti ve kaynağı tartışılıyordu. Ama Hobbes’un bu konudaki görüşleri kendinden öncekilerden farklı. Hobbes öncesi (bazı filozoflar hariç) devletin kaynağının Tanrı olduğu ve bu nedenle de doğal olarak devletin meşru bir yapısı olduğu düşünülüyordu. Ama Hobbes’a göre, devletin varlığının sebebi bireylerin çıkarlarının korunmasıdır. Çıkarların korunması aynı zamanda meşruiyetin de sebebidir.

John Locke, siyasî liberalizmin kurucusudur. Adam Smith ve David Hume; yasayı, mülkiyet hakkını ve özgürlük gibi kavramları korumak devletin görevidir diyor. Lord Acton ve Edward Mulke ve de bunlardan çok daha fazla etkili olan Jeremy Bentham faydacı felsefeyi ortaya atmışlardır.

NOT: Liberalizmin asıl temsilcisi Adam Smith’dir. Ama onu Fizyokratlar öncelemişlerdir.

1-) Fizyokratlar (Lesefer Liberalizmi): 18.yüzyılda gelişmiş bir akımdır. Tüketici en çok fayda, üretici en çok kar arayışındadır. _Bu anlayışta iktisat din, hukuk, örf-adet gibi değerlerden bağımsızdır. Bu açıdan meselâ uyuşturucu madde satışı da ekonomik normal bir faaliyettir. _Fizyokrasi (doğanın gücü anlamına gelir); devletlerin mal ve hizmetlerin üretim sürecine, satıldığı yere hiç karışmamasını yani ekonomik hayata müdahale etmemesini ister. _Fizyokrasi Fransız kökenlidir. Doğal düzen yanlısı iktisatçılardan oluşur. Onlara göre Yaradan üretim hayatına (ekonomiye) öyle bir düzen koymuştur ki bu düzen kendi kendine işler. Yani fizyokratlar Tanrı’ya dayanırlar. Tek vergi sistemine inanırlar, onlara göre sadece tarım sektöründen vergi alınmalıdır, diğer sektörlerden vergi alınmasını gereksiz bulurlar.

2-) Klasik Liberalizm: Klasik liberalistler “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” liberalizmidir. Devlet ekonomiye hiçbir şekilde müdahale etmemelidir. Bu akımın temsilcisi olan Adam Smith; ekonomik dengeyi sağlayan güç olarak insan çıkarlarının gücünü öngörmüştür. (Yaratıcının gücünü değil.) _Adam Smith’e göre devlet müdahale etmese de insanların çıkarlarının yönettiği ekonomi dengeye gelir. Üretimden maksimum kar, tüketimden maksimum fayda elde edilir. İşte bu dengenin arkasında kişilerin çıkarları vardır. Adam Smith bu güce “görünmeyen el” diyordu. _Demek ki Adam Smith de liberalisttir.

3-) Neo-Klasik Liberalizm: Klasikler devletin her türlü müdahalesini nefretle reddederken, neo-klasik liberalist iktisatçılar toplumsal refahın artacağı noktada devletin müdahalesini kabul ederler. Ama bu müdahale kısmî olmalıdır.

+Yani neo-klasikler müdahale edilmediği zaman yoğun negatif dışsallığı olan alanlarda devletin dışsallığı içselleştirmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

Temel ilkeleri
Bireysellik:
Bireyi esas alıp onu bütün diğer kurumlardan üstün tutan görüştür. Yani birey müşterek olan toplum, devlet gibi kurumlardan önce gelir. Hareket noktası kutsal kabul edilen bireydir. Ekonomik hayata da bu anlayış yansır. Tüm toplumsal kurumların önünde birey vardır.

Ussallık (Rasyonellik, Akılcılık) varsayımı: Bireyin amaçlarına ulaşabilmesi için kullanacağı yolları kendisinden daha iyi kimsenin bilemeyeceği düşüncesidir. Bir liberal için herkes kendi amaçları doğrultusunda rasyonel davranabilme yetisine sahiptir ve kendi mutluluğunu nasıl sağlayabileceğini başkalarından iyi bilir. Her bireysel seçim bu varsayımdan ötürü rasyonel kabul edilir ve bundan ötürü de dokunulmaz nitelik kazanır.

Özgürlük: Liberalizmin en esaslı noktalarındandır. Bireyin hür olması, istediğini baskıya maruz kalmadan yapmasıdır. Ama bu durum pür özgürlüğe de dönüşebilir. Bu tarz özgürlük negatif bir noktaya yönelmiştir.Liberalizmde bu tür pür özgürlük kabul edilmemektedir. Yani bir bireyin diğerlerinin özgürlüğünü kısıtlamaması gerekir. Libertaryenler ise işte bu negatif, pür özgürlüğü istiyorlar.

Doğal Düzen: “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!” felsefesidir. Dünya kendi kendine gider. Bırakınız yapsınlar; devletin herhangi bir malın üretimini herhangi bir sebeple yasaklamaması gerektiği düşüncesidir.Bırakınız geçsinler ise; devletin mal ve sermaye dolaşımını herhangi bir nedenle gümrük gibi önlemlerle sınırlamaması gerekliliğidir.Bırakınız geçsinler felsefesi hem üretici hem de tüketici açısından önemlidir. Üretici daha çok para kazanırken tüketici de daha ucuza mal bulur.

Piyasa Ekonomisi: Mal ve hizmet fiyatının piyasada belirlendiği ekonomi sistemidir.

Sınırlı Sorumlu Devlet: Ekonomiye devlet müdahalesi yoksa fertler istedikleri mal ve hizmetleri üretiyorlarsa sınırlı sorumlu devlet vardır.Devlet ancak iç güvenlik, dış güvenlik, adalet, eğitim, sağlık ve alt yapı hizmetlerini görmelidir. Tüm bunlar liberalizm sistemini oluşturur.

Liberal düşüncenin gelişimi
Orijinleri
Özgürlük temel bir hak olarak tarih boyunca insanlığın odak noktalarından biri olagelmiştir. Yukarıda bahsedilenler antik Roma'da halk ve aristokrat tabakanın çatışması, ve İtalyan şehir devletleri ile Papalık arasındaki mücadele idi. Floransa ve Venedik cumhuriyetleri kimi seçim yöntemlerine, hukuk kurallarına ve özel teşebbüs mefhumuna sahiptiler. Bu durum 1400'lü yıllardan dış güçlerin eline geçtikleri 16. yüzyıla değin sürdü. Hollanda'nın Katolik Kilisesi'nin baskısına olan direnişi de (Katoliklere kimi hakların tanınmamasına rağmen) liberal değerlerin atalarından olarak görülür.

Bir ideoloji olarak liberalizmin kökenleri, kilisenin otoritesine karşı çıkan Rönesans hümanizmine ve Halkın kendi kralını seçmeye yönelik taleplerde bulunduğu, halk egemenliğini kavramının önemli yapıtaşlarından olan 1688 İngiliz devrimine uzanır. Ancak gerçek anlamda "liberal" olarak tanımlanabilir hareketler Aydınlanma çağı sonrası, özellikle İngiliz Whig partisi, Fransız reformu ve Amerika'nın bağımsızlığına yönelik mücadelenin başlangıcına uzanır. Bu akımlar mutlak monarşi, merkantilizm, çeşitli dini ortodoksluk ve klerikalizm hakimiyetine karşı çıkmışlardır. Ayrıca bu akımlar ilk kez hukuk güvencesi altındaki bireysel hakları kavramının konseptini oluşturdular, halkın seçilmiş temsilciler vasıtası ile kendi kendini yönetmesinin önemini vurguladılar.

Bazı önemli liberal düşünürler
Thomas Hobbes
John Locke
Benjamin Franklin
Adam Smith
James Mill
John Stuart Mill
Herbert Spencer
David Ricardo
Martin Luther King
Isaiah Berlin