D Grubu Ressamları, Sanatçıları, Tarihi

D Grubu 1933'ün eylül ayında Müstakil Ressam ve Heykeltraşlar Birliği’den ayrılan Nurullah Berk’in öncülüğünde Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Abidin Dino, Elif Naci ve heykeltraş Zühtü Müridoğlu tarafından kuruldu. Modern Türk resminin temelini hazırlamak düşüncesiyle çalışmalarına başladılar. 1933’teki ilk sergilerinden itib Bedri Rahmi Eyüboğlu, Turgut Zaim, Halil Dikmen, Salih Urallı, Arif Kaptan; 1941’de Ahmet Hakkı Anlı, Sabri Berkel, Fahrünnissa Zeid, Nusret Suman; 1947’de ise, Zeki Kocamemi katılmışlardır. Grup, kübist, ekspresyonist, fovist, empresyonist ve realist anlayışta çalışan üyeleriyle, çok akımlı bir dönemi başlatmış ve gelişmelere katkıda bulunmuştur.

1928-1956 arasında, devlet bursu veya kendi olanakları ile sanat eğitimlerini pekiştirmek üzere Paris’e giden 40’a yakın sanatçının, kübizmin kuramcısı Andre Lhote atölyesinde, birkaçının da kübizmin tanınmış temsilcileri olan Fernand Leger ve Jean Metzinger gibi usta sanatçılarla çalışmaları, kübist eğilimin 1960'a kadar Türk resminde

Eren Eyüboğlu, kübist ve fovist eğilimleri içeren figürlü kompozisyonları ve görünü resimleriyle, güçlü yapıtlar gerçekleştirmiştir. Eşref Üren, kübist etkiyi 1928-1938 arasında yaptığı bir dizi kadın portresinde ortaya koymuş, bu tarihten sonra, empresyonist görüşünü, Avrupa empresyonist sanatçılarının aksine, gri atmosferde yaptığı resimlerle özgün yorumlarında yansıtmıştır.

Atatürk döneminde, kültürel değişmenin ve sanatsal gelişmelerinin geniş halk kitlelerine yayılması ve halkı eğitmek için, devlet bilinçli bir politika ile sanat eğitimine yönelmiştir. 1932’de Halkevleri açılmış, Halkevleri Güzel Sanatlar Kolu, diğer sanat dallarında olduğu gibi, plâstik sanatlarda da sergi etkinlikleri, konferanslar ve atölye çalışmaları ile sanatın gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Devletin desteklediği sergilerden 1933’te Milli Eğitim Bakanı tarafından birincisi açılan “İnkılap Plâstik Sanatlar Sergisi”, Atatürk Devrimleri’ni konu edinen resim ve heykellerden oluşuyordu. Hamit Görele’nin “Müzik ve Dil Kongresi”, ”Atatürk Dil Uzmanları ile” ve ”Büyük Atatürk“ adlı portresiyle ”Hava Müdafaası” (heykel) ve “Eski Ankara” adlı yapıtları; Malik Aksel’in “Halı Dokuyanlar”, ”Aile İçinde Cumhuriyet Bayramı”; Şeref Akdik’in “Mekteb’e Kayıt”, ”Okuma Yazma Öğrenenler”, “Atatürk Telgraf Başında”; Cemal Tollu’nun “Kitap Okuyan Köylü Kız”, Celal Esat Arseven’in “TBMM ve Atatürk”, Arif Kaptan’ın ”Cumhuriyet’in Gençliğe Tevdiği”, Zeki Faik İzer’in “İnkılap Yolunda”, Halil Dikmen’in “İstiklâl Savaşında Cephane Taşıyan Köylü Kadınlar”, Refik Epikman’ın “O Gün”, Ruhi Arel’in ”Türk Ordusunun İstanbul’a Girişi”, İbrahim Çallı’nın ”Hatay’ın Anavatana Hasreti” (1936), Melek Celal Sofu’nun “Türk Kadını TBMM’de” adlı yapıtlarıyla örneklediğimiz birçok tablo, Cumhuriyet ilk kuşak sanatçılarının, Atatürk’ün düşün sistemine uygun ideallerini ve onunla bütünleşen sanatçı kişiliklerini sergiliyordu.

1936’da Güzel Sanatlar Akademisi Reformu ile sanat eğitiminde gerçekleştirilen yeni düzenlemeler sonucunda, Resim Bölümü Başkanlığına atanan Fransız ressam Leopold Levy, modern sanat anlayışında çalışan 28 kuşağı sanatçılarından, Zeki Faik İzer, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Sabri Berkel, Nurullah Berk’in bölüme asistan olarak alınmasını sağlamıştır (1936- 1939).

Aynı yıl Güzel Sanatlar Akademisinde açılan, retrospektif nitelikli “50 Yıllık Türk Sanatı Sergisi” (1936), Türkiye’de devlet resim heykel müzesinin açılması gereğini gündeme getirmiş ve Atatürk’ün emri ile 1937’de İstanbul Devlet Resim ve Heykel Müzesi açılmıştır. Atatürk döneminde güzel sanatlar alanındaki yayınlar devlet tarafından desteklenmiştir. Bu dönemdeki önemli yurt dışı sergi etkinliklerinden; Moskova, Atina, Belgrad ve Bükreş’te açılan Türk Resim Sergileriyle, 1934’te de Türkiye’de açılan ”Sovyetler Birliği Resim Sergisi”, uluslar arası sanat etkileşimini başlatmıştır.

Fikret Mualla, özgün kişiliğini, ruhsal coşkusunu, güçlü bir lirizmle bütünleştirdiği yapıtlarıyla ayrıcalık gösterir. Yapıtları, döneminin sanat eğilimlerini aşan ve 1980 sonrasının yeni-dışavurumcu anlayışını çağrıştıran bir niteliğe sahip olmuştur.