Dandanakan Savaşı Nedenleri, Sonuçları, Hakkında Bilgi, Kimler Arasında Yapılmıştır

Dandanakan Savaşı, Selçuklular ile Gazneliler arasında 431'de (1040) cereyan eden ve Selçuklu Devleti'nin kuruluşunu sağlayan savaş.

Uzakdoğu ile Akdeniz arasındaki bü­yük ticaret yolu üzerinde Serahs - Merv arasında bulunan Dandanakan'ın, Ortaçağ'ın önemli ticaret ve sanat şehirlerin­den biri olduğu ve bugünkü Türkmenis­tan Cumhuriyeti topraklarındaki Taşrâbâd'ın işgal ettiği yerde bulunduğu ya­pılan kazılardan anlaşılmaktadır. Yine bu kazı sonuçlarına göre Dandanakan bir tepe üzerinde olup surlarla çevriliydi ve şehirde düzenli bir su ve kanalizas­yon şebekesi mevcuttu. Ayrıca burada çok sütunlu bir cami ile bir ribât var­dı. XIII. yüzyılda Serahs-Mervyolunu gçerken Dandanakan'ı görmüş olan meş­hur Arap coğrafyacısı Yâküt el-Hamevî, kasabanın zamanla şiddetli rüzgârların savurduğu büyük kum yığınlarıyla örtül­mesi üzerine halkın buradan başka yer­lere göç ettiğini, kasabada ancak bir ri­bât ile bir minarenin kalmış olduğunu belirtir. Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşunu sağ­layan meydan savaşının burada yapıl­mış olması dolayısıyla Dandanakan'ın İslâmî devir Türk tarihinde çok önemli bir yeri vardır.

Selçuklular'ın Gazneliler"e karşı 1035 ve 1038 yıllarında kazandıkları iki za­ferden sonra Gazneliler'in bölgedeki si­yasî ve askerî durumu ciddi şekilde sar­sıldı; bundan faydalanan Karahanlı şeh­zadesi Böri Tegin Gazneli topraklarına bazı akınlarda bulundu. Gaz­neli Sultanı Mesud, sarsılan durumunu kuvvetlendirmek maksadıyla Hârizm'i ve­rerek Selçuklularda ve âsi Hârizmşah İsmâil'e karşı Cend Emîri Şah Melik ile bir ittifak yaptı. Daha sonra da içinde çok sayıda savaş filinin yer aldığı "bütün Tür­kistan'ın dahi karşı koyamayacağı" 50.000 kişilik bir ordu ile harekete geçip önce Belh'e, ardından da Serahs'a yürüdü. Bu sırada Talikan, Fâryâb, Şübürkân ve yörelerini zaptetmekle meşgul olan Çağ­rı Bey sultanın bu hareketi üzerine Serahs'a geldi; ardından Tuğrul Bey ile Mûsâ İnanç Yabgu da Serahs'a gelip top­landılar ve Gazneliler'e karşı savaş ha­zırlıklarına başladılar. Ancak bazı Selçuk­lu reisleri, güçlü Gazneli ordusu karşı­sında tutunamayacaklannı düşünerek Rey, Cürcân ve Cibâl taraflarına çekilme fikrini ileri sürdüler. Bu görüşü destek­lemeyen Çağrı Bey ise yeni bölgelerde başarılı olmanın çok güç olduğunu, bu sebeple Horasan'ın asla terkedilmemesini, savaştıkları takdirde Gazne ordusu karşısında bu defa da zafer kazanacak­larını ifade etti. Bunun üzerine 20.000 kişilik Selçuklu ordusu ile 50.000 kişilik Gazneli ordusu Talhâb yöresinde sava­şa tutuştu. Büyük Gazneli ordusu karşısında tutunamayan Selçuklu kuvvetleri civardaki çöllere çekilmek zorunda kaldılar. Sel­çuklular sıcakların şiddetlendiği sırada çöllerden sevkettikleri atlı birliklerle Gaz­neli ordusunu yıpratma saldırılarına baş­ladılar ve yöredeki su kuyularını tahrip edip kapattılar. Bu arada Selçuklu baş­buğları, Sultan Mesud'un Nesâ, Bâverd ve Ferâvâ'nın Selçuklular'a verilmesi, Nîşâbur, Serahs ve Merv'in de Gazneliler'de kalması şeklindeki barış teklifini ka­bul ederek onunla geçici bir anlaşmaya vardılar. Böylece her iki taraf da kesin sonuçlu bir savaşa hazırlanabilmek için zaman kazanmış oldu. Bu sırada Türkis­tan'dan gelen kalabalık Oğuz kitleleri Selçuklular'a katıldılar; böylece Selçuklular Gazneliler karşısında biraz daha güçlü duruma geldiler.

Kışı Nîşâbur'da geçiren Sultan Mesud, Selçuklularda kesin bir darbe indirip onları Horasan'dan atmak veya kendileri­ne tâbi duruma getirmekte kararlı idi. Bunu gerçekleştirmek için Nîşâbur'dan 100.000 kişilik bir ordu ile Tûs ve Serahs yönünde harekete geçti. Selçuklu reisleri de derhal toplanıp durumu mü­zakere ettiler. Çoğunluk bu ciddi tehli­ke karşısında Batı İran'a çekilme fikrin­deydi. Ancak Çağn Bey bu defa da çekil­me fikrine şiddetle karşı çıktı ve hare­ket kabiliyeti fazla olmayan yorgun Gazneli ordusunu rahatlıkla mağlûp edebi­leceklerini söyleyerek onları ikna etti. Bunun üzerine Serahs'tan hareket eden Selçuklu ordusunun öncüleri, Merv yö­nünde ilerlemekte olan Gazneli ordusu­na saldırmaya başladılar; esas ordu ise taktik gereği çöl yönüne doğru çekilmekteydi. Selçuklu ordusuna bağlı bazı bir­likler ise Gazneli ordusunun yolu üze­rindeki bütün su kuyularını tahrip edip kapatıyordu. Böylece kalabalık Gazneli ordusunu susuz bırakma planlarını tam bir başarıyla gerçekleştirdiler. Nitekim su ihtiyacını gidermek için Merv yakın­larındaki suları bol olan Dandanakan'a doğru yön değiştirip ilerleyen Gazneli ordusu, susuzluk ve yorgunluktan peri­şan bir vaziyete düşmüştü; aynca artan Selçuklu saldırıları da onlara ağır kayıp­lar verdiriyordu. Bu durum karşısında Sultan Mesud ümitsizliğe kapıldı. Ordu­sunda disiplin bozulmaya ve kendisiyle ordu kumandanlan arasında fikir ayrı­lıkları görülmeye başladı. Gazneli ordu­sunu kötü duruma düşürmeyi başaran Selçuklu başbuğlan, Dandanakan Kalesi önlerinde onlarla kesin sonuçlu bir mey­dan savaşı yapmaya karar verip derhal harekete geçtiler. Burada üç gün devam eden ve 8 Ramazan 431 günü sona eren savaşta birlikten mah­rum, aç, susuz ve yorgun Gazneli ordu­su, özellikle savaş tekniğini çok iyi bilen Çağn Bey'in mahirâne taktik ve saldırı­lan karşısında kesin bir yenilgiye uğra­tıldı. Sultan Mesud kahramanca çarpış­mış, ancak etrafının sarıldığını görünce 100 atlı ile savaş meydanından güçlükle kaçıp canını kurtarabilmişti. Diğer Gaz­neli kumandanlan da aynı şekilde ordu saflannı terkedip kaçmışlardı. Savaştan sonra Selçuklular pek çok ganimet ele geçirdiler, bunların büyük bir kısmı sa­vaşa katılan askerlere dağıtıldı.

Selçuklular, Karahanlı ve Gazneliler'le yaptıkları uzun ve çetin mücadelelerin doruk noktasını teşkil eden Dandanakan zaferinden sonra Büyük Selçuklu Devleti'ni kurdular. Savaşın son günü Selçuk­lu beyleri yaptıkları toplantıda Tuğrul Bey'i yeni devletin ilk sultanı ilân ettiler ve civardaki hükümdarlara fetihname­ler göndererek zaferlerini bildirdiler.

Dandanakan zaferi, Türk-İslâm ve dün­ya tarihi açısından çok önemli sonuçlar doğurmuştur. Selçuklular Horasan'da bir devlet kurduktan sonra bütün Sünnî- İs­lâm âleminin maddî kuvvet ve kudreti­nin mümessili olarak her türlü iç ve dış tehlikelere karşı müslümanlan koruma görevini üstlenmişlerdir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi