Darüssaade Nedir, Ne Demek, Tarihçesi, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Dârüssaâde. Genel olarak Topkapı Sarayı'nın Harem kısmına verilen ad.

Osmanlılar'da Dârüssaâde tabiri, yak­laşık 380 yıl padişahların ve ailelerinin ikametgâhı olan Topkapı Sarayı'nın Ha­rem Dairesi için kullanılmıştır. Bu tabir bazı kaynak ve belgelerde doğrudan doğ­ruya sarayı ifade eder bir şekilde de ge­çer. Nitekim Edirne ve İstanbul Eski sa­raylarına da Dârüssaâde-i Atık denilmek­teydi. Pa­dişahın Özel dairesinin bulunduğu, ha­nımları, çocukları ve cariyelerinin yaşa­dığı bu yerin kendine has bir teşkilâtı ve görevlileri vardı. Buranın her türlü hiz­metiyle uğraşan ve Dârüssaâde ağaları denilen bu görevliler, padişaha ve aile­sine yakınlıkları sebebiyle Osmanlı siya­sî tarihinde Önemli roller oynamışlardır.

Dârüssaâde Ağası. Osmanlı Devleti'nde saray Harem, Enderun ve Bîrun denilen üç ayrı teşkilâtla yönetiliyordu. Harem ağaları ile Enderun teşkilâtında Bâbüs-saâde cemaatine mensup ağalar tavâ-şT (hadım) idi. Ortaçağ'da müslüman ve Türk devletlerinde mevcut olan tavâşî veya hadım ağalar, Çelebi Sultan Mehmed zamanından itibaren Osmanlı sa­rayında da görevlendirildiler. Bunlar be­yaz hadımlar (akağalar) ve zenci hadımlar (karaağalar) olmak üzere iki ayrı sınıftı. Akağalar, sarayın Enderun bölümünün başladığı yer olan ve Bâbüssaâde deni­len kapısında görevli olduklarından ken­dilerine Bâbüssaâde ağalan unvanı ve­rilmişti. Âmirleri olan Bâbüssaâde ağa­sı, aynı zamanda bütün Enderun ve Ha­rem görevlilerinin âmiriydi. Hadım ağa­lar sarayın kadınlara ait kısmına neza­ret ettiklerinden kendilerine "kızlar ağa­sı" da denilmiştir. Şehzadelerin maiyetinde de Dârüssaâde cemaati ve tavâşî ağala­rı vardt.

Bâbüssaâde ağalığı ile Dârüssaâde ağa­lığı arasındaki kesin ayırım ise XVI. yüz­yılda gerçekleşti. 982'de (1574) Habeşî Mehmed Ağa kendisine verilen yetkiler­den faydalanarak Dârüssaâde ağalığı görevinin Bâbüssaâde ağalığından ayrıl­masını sağlayıp Dârüssaâde ağası unvanını aldı. 995'te de (1586-87) Bâbüssaâ­de ağalarının idaresinde olan Haremeyn evkafı nezâreti görevini üzerine alıp sa­rayda üstün bir duruma geldi. Akağalar, Harem'de yaklaşık 150 yıl devam eden nüfuzlarının karaağalara geçmesini hiç­bir zaman kabullenmeyerek mücadele­lerini sürdürmüşlerdir. Habeşi Mehmed Ağa 999'da (1590) vefat edince yerine Habeşî ağalardan Server Ağa geçti. Ha­rem ağaları ile olan geçimsizliği sebebiy­le görevi uzun müddet sürmedi. Ağalığı sırasında kapı oğlanlarını taşra halkı ile muamele ve muhabereden menettiği için tavâşî ağalar onun aleyhinde birleşerek Mısır'a gönderilmesine sebep oldular. 1591'de yerine geçen akağalardan Bos­nalı Haa Mustafa Ağa'ya ilâve görev ola­rak Dârüssaâde ağalığı da verildi. 1595'-te emekliye ayrılarak kendi isteğiyle Mı­sır'a gitti. 1595-1621 yılları arasında karaağalardan Osman Ağa. Abdürrezzak Ağa, Cevher Ağa, Hacı Mustafa Ağa, Sü­leyman Ağa ve Abdurrahman Ağa Dâ­rüssaâde ağalığı görevlerinde bulundu­lar. 1621'de Bâbüssaâde ve Dârüssaâde ağalığı görevlerini birlikte sürdüren Malatyalı İsmail Ağa, akağa­lardan Dârüssaâde ağalığı görevinde bu­lunan son ağadır. Nitekim 1623'te karaağalardan İdris Ağa'nın Dârüssaâde ağalığına getirilmesinden itibaren 1922'-ye kadar Dârüssaâde ağalığı görevi karaağalann sorumluluğunda kaldı ve bun­lar akağalar üzerindeki üstünlüklerini son devirlere kadar devam ettirdiler. Son Dârüssaâde ağası Said Ağa'dır. Fâtih Sul­tan Mehmed'in son zamanlarından 1922 yılına kadar yaklaşık yirmi bir akağa, yet­miş yedi karaağa Dârüssaâde ağalığı gö­revinde bulundu. Dârüssaâde ağaları "ağa hazretleri", "ağa efendi" ve "büyük ağa" unvanlarıyla da anılmışlardır.

Dârüssaâde ağası bütün Harem ağa­larının, Sarây-ı Cedîd ve Sarây-ı Atîk teberdarları ve kozbekçilerinin, Haremeyn-i şerîfeyn görevlilerinin, selâtin ve vüzerâ evkafı ile Dârüssaâde ağaları ve mensup­ları evkafı görevlilerinin âmiriydi. 1577-1772 yılları arasında Dârüssaâde ağası maiyetinde elli beş görevli vardı. Bunlar ağayân-ı Dârüssaâde (otuz beş kişi) ve ferrâşân-ı Dârüssaâde (yirmi kişi) olmak üze­re iki ayrı sınıftı. Ağayân-I Dârüssaâde bir yerde on üç, sekiz ve on dört görevli olan bölüklere, ferrâşân-ı Dârüssaâde ise bir yerde yedi, sekiz ve beş görevli olan bölüklere ayrılmıştı. III. Selim döne­minde bu sayı Eski Saray görevlileri de dahil olmak üzere 129 ile 155 civarında­dır. 1836 ta­rihli bir maaş defterinde ise görevli sayısı 109 kişi olarak gösterilmiştir. Bu görev­liler başta Dârüssaâde ağası olmak üzere başkapı gulâmı (iki görevli), yayla baş-kapı gulâmı. hademe-i hâsıllıyân (yirmi altı görevli), mülâzım-ı hâsıllıyân (otuz yedi görevli), mülâzım-ı ortanca (yirmi yedi görevli), Dârüssaâde başağası, oda kethüdası, kâtip efendi, sultanların ba-şağaları ve ikinci, üçüncü ağaları unvan­larıyla belirtilmiştir.

Hazînedâr-ı şehriyârî. başmusâhib ve musâhibler, lalalar, valide sultan başağa­sı ve diğer ağaları, sultanların başağa-ları ve diğer ağaları, valide sultan ve sul­tanların kethüdaları, kadın, usta ve kal­fa unvanı verilen Harem'deki kadın gö­revliler, Dârüssaâde ağası yazıcısı, Hare­meyn müfettişi, Haremeyn muhasebe­cisi, Haremeyn mukâtaacısı Dârüssaâde ağasına bağlı görevlilerdi.

Topkapı Sarayı Harem Dairesi'nde Dâ­rüssaâde ağaları ve Harem ağalarının görevli oldukları ve ikamet ettikleri yer­ler vardı. Burada karaağalar nöbet yeri, Karaağalar Mescidi, Karaağalar Koğu­şu, Dârüssaâde ağası dairesi, Şehzade­ler Mektebi ve karşısında musâhib-i şehriyârî ve hazînedâr-ı şehriyârî daireleri bulunmaktaydı. Dolaplı Kubbe denilen Dârüssaâde Hazinesi'nde murassa' eş­ya, mücevherat, para, surre merasimin­de kullanılan eşya, Dârüssaâde ağası nezaretindeki evkafın belgeleri muhafaza ediliyordu. Dârüssaâde ağası dairesi iki katlı bir yapı idi. Burada Dârüssaâde ağa­sının hamamı, misafir ve yatak odaları bulunmaktaydı. Harem ağaları koğuşu, yedi sütunlu bir revakın arkasında dört katlı bir yapıdır. Sol taraftaki çinili oda­lar Harem ağalarının âmiri olan başka-pı gulâmı dairesidir. İkinci kat ortanca, üçüncü kat hâsıllı veya hasırlı, dördüncü kat acemi Harem ağalarının meskenidir.

Harem'e ilk giren zenci ağa "en aşa­ğı" unvanı ile hizmete alınır, ocak defte­rine kaydedilir ve ortancalar içinde mu­teber bir lalaya el öptürülürdü. Bunlar "nöbet kalfaları" denilen ağaların emir­lerine uyar, Harem kapılarını beklerlerdi. Bu sırada Dârüssaâde Ocağı'na ait usul ve kanunu öğrenip acemi ağalığa ge­çerler, daha sonra da içlerinden en kı­demlisi nöbet kaifası olurdu. Acemi ağa­lar nöbet kalfasından sonra ortanca olur­lardı. Ortancalar kapı nöbetine nezaret ederlerdi Ardından hâsıllı (hasırlı) olup on ikinci basillinin en eskisi terfi ederek yayla başkapı gulâmı, sonra Yeni Saray başkapı gulâmı ve da­ha sonra Eski Saray ağası oturdu. Eski Saray ağalan terfi ettirilip Dârüssaâde ağalığına getirilirdi. Normal yükselme bu şekilde olurdu.

Dârüssaâde ağalığına ayrıca sırasıyla padişah lalalığı, musâhib-i şehriyârî ve hazînedâr-ı şehriyârîlik görevlerinde bu­lunanlar da tayin edilebiliyordu. Yine va­lide sultan başağaları Dârüssaâde ağası olabiliyordu. Dârüssaâde ağalığına tayin edilen şahsa padişah huzurunda samur kürk giydirilir ve ağalığını ilân için be­yaz üzerine hatt-ı hümâyun gönderilirdi. Bu hatt-ı hümâyunlar bir nevi görev yönetmeliği niteliğindeydi.

Başlarına selimi alaylarda üzerlerine serâser kaplı dört yenli samur kürk giyen Dârüssaâde ağa­ları, bellerine som mücevherli "akve" de­nilen değerli köstekli bir bıçak takarlar­dı. Surrenin hareket edeceği gün kul­landıkları asaları vardı. Bu asâ saray ha­zinesinde muhafaza edilmekteydi. Bayram namazla­rına kırmızıya kaplı kürk giyip giderler, daha sonra odalarında beyaza kaplı sır­malı kürk giyip, Harem'e gelirlerdi. Ar­dından hazine vekili bohça ile kürkü alır ve Harem'e götürüp hazinedar ustaya teslim ederdi.

Görevleri gereği padişahlara ve padi­şah ailelerine olan yakınlıkları sebebiyle önce sarayda, sonra da özellikle XVII ve XVIII. yüzyıllarda devlet yönetiminde et­kili olan Dârüssaâde ağaları, siyasî me­seleler yanında sadrazamların azil ve ta­yinlerinde de rol oynamışlardır. İçlerin­den bazıları mala ve paraya düşkünlük­leri yüzünden sorumluluklarındaki gö­revlere en çok hediye ve para veren kim­seleri tayin ederlerdi. Dolayısıyla devlet yönetiminde zaman zaman olumsuz te­sirleri olmuştur. Vezîriâzam İpşir Mus­tafa Paşa karaağaları saraydan uzaklaş­tırmak istemişse de bunu başarama­mıştır. Tanzimat'ın ilânından sonra yet­kilerinin çoğu ellerinden alınan Dârüs­saâde ağalan. II. Meşrutiyetin ilanıyla İkinci ve üçüncü derecedeki memur se­viyesine getirilmişlerdir.

Dârüssaâde ağalığının belirli bir gö­rev süresi yoktu. Nitekim Hacı Beşir Ağa, III. Ahmed ve I. Mahmud zamanında yir­mi dokuz yıl bu görevde kalmıştır. Server Ağa gibi çok kısa süre Dârüssaâde ağalığı yapmış olanlar. Hacı Mustafa Ağa ve Celâlî İbrahim Ağa gibi ikinci defa Dâ­rüssaâde ağalığına getirilenler de vardır.

Azilleri genellikle cuma günü padişa­hın gittiği camide, saray ve köşkte, sur­re merasimi sırasında âni olarak yapılan Dârüssaâde ağaları azledildikten son­ra umumiyetle Mısır'a gönderilirlerdi. Bunun yanı sıra bazılarının Hicaz, Ma­latya. Kıbrıs, Gelibolu. Limni ve Şam'a sürüldükleri bilinmektedir. Ayrıca Me­dine'ye şeyhülharem olarak gönderilen­ler de vardı. İçlerinden Morali Beşir Ağa (Küçük) ve Mercan Ağa gibi bazıları ise idam edilmiştir.

Dârüssaâde ağalarının görevleri ara­sında Haremeyn evkafı nazırlığı önemli yer tutuyordu. 1668'de Dârüssaâde ağası nezaretinde 313 vakıf vardı. Bu vakıf­ların 112'si İstanbul'da, otuz yedisi Ru­meli'de, 164'ü Anadolu'daydı. Nezaretinde bulunan vakıf­larda Dârüssaâde ağasının nezaret hak­kı olarak belirli gelirleri vardı. Dârüssaâde ağaları tarafından idare edilen Haremeyn evkafı 1834'ten itibaren onlardan alınarak Haremeyn-i şerîfeyn evkafı nazırlığı unvanı üzerlerin­de kalmak üzere müstakil olarak Hazîne-İ Haremeyn Müdürlüğü kurulmuş ve Dârüssaâde ağasına nezaret hakkı ola­rak aylık 20.000 kuruş tahsis edilmiştir. Dârüssaâde ağa­sının, hazînedâr-ı şehriyârînin ve musâhiblerin Ahırkapı'da konakları ve etra­fında ahırları olduğu da bilinmektedir.

Aslî görevleri Harem'in idaresi olan Dârüssaâde ağalarına başka Önemli işler ve görevler de verilirdi. Padişahlar her­hangi bir konudaki emirlerini Dârüssaâ­de ağalarına beyaz üzerine hatt-ı hümâ-yunlarıyla bildirirler, onlar da günün hangi saati olursa olsun meseleleri padişaha arzedebilirlerdi. Va­lide sultanla konuşabilirler, padişah ve devlet ileri gelenleri arasındaki yazışma­yı ve protokolü sağlarlardı. Devlet ricali­ne siyasî, askerî ve idarî konularda mek­tup, tahrirat gönderebilir, devlet ricali de Dârüssaâde ağasına hitaben yazabi­lirdi. Sarayda ve padi­şah üzerindeki nüfuzları sebebiyle bazan sadrazamlar bile kendilerini padişahın gazabından kurtarmalarını istemişlerdir. Bazılarının padişaha ve­kâletle hibe ve temlikte bulunduğu da olmuştur.

Valide sultanlar tarafından şer'î mese­lelerde vekil bırakılabilen Dârüssaâde ağaları, zaman zaman seferlerde rikâb-ı hümâyun görevlerin­de bulunurlar, ayrıca valide sultanların ve küçük sultanların has ve mukataa'larına da bakarlardı. Haremeyn evkafı ve diğer vakıflardan gelen para. avâid-i hü­mâyun ve ceyb-i hümâyun denilen padişah gelirleri, valide sultan ve sultanların gelirleri Haremeyn Hazinesi'nde (Hare­meyn dolabı) muhafaza edilirdi. Rikâb-ı hümâyuna gelen bu paranın surre altını bedeli, cami. türbe, köprü ve su yollan inşaat ve tamirat masrafları, mücevhe­rat ve murassa" eşya, giyim eşyası ve mefruşat alımı, câriye bahaları, haneda­na mensup kadınların ve görevli kadın­ların aylık ve yıllıkları, padişah tarafın­dan yapılan çeşitli ihsanların hesap def­terleri Dârüssaâde ağasınca hazırlanarak padişaha arzedilirdi. Saray tarafından yaptırılan camilerin in­şaat ve tamirat masraflarını Dârüssaâde ağası görürdü. Nitekim Sultan Ahmed Camii inşaatı Dârüssaâde ağası Mustafa Ağa'nın nezaretinde yapılmıştır. Dârüssaâde ağası ayrıca çeşitli siparişler İçin kuyumcu, bezirgan, kürkçü, terzi vb. esnafla görü­şür, numune görür, eşya satın alır ve yapılan hesapları gözden geçirirdi. Her çarşamba günü de nezaretleri altındaki vakıfların işlerini denetlemek üzere Or­ta Kapı dışında Has Ahur Kapısı tarafın­da bulunan Dârüssaâde ağası yazıcısı odasında divan akdederlerdi. Bu divan­da Haremeyn evkaf müfettişi, muhase­becisi ve mukâtaacısı. rûznâmeci, baş-halife, Dârüssaâde ağası yazıcısı ve di­ğer görevliler bulunur, vakıflara ait mu-kâtaa ihalesi, ferağ, intikal işleri ve gö­revlilerin azil ve tayinleri yapılırdı. Dârüs­saâde ağası, gözetimi altındaki vakıfla­rın vakıf şartlarına uymayan durumları­nı tesbit ederse bunu padişaha yazılı olarak arzeder, padişah da yapılan hata­nın düzeltilmesi hakkında vakfın bulun­duğu yerin kadısına hüküm gönderirdi. Ayrıca her yıl receb ayının on ikinci günü düzenlenen ve surre gönderilmesiyle il­gili olarak sarayda yapılan merasim Dâ­rüssaâde ağası başkanlığında gerçekleşirdi. Surre gönderilen şahısların isimle­rini ve gönderilen miktarı belirten surre defterleri, Dârüssaâde ağası ve Hare­meyn evkafı müfettişi mühürleriyle tan­zim edilir, def­terdarlar tarafından imzalanır, defterin ilk sayfasına padişahın tuğrası çekilirdi. Surre eminine de hil'ati Dârüssaâde ağası huzurunda giydirilirdi. Kabe anahtarlarının karşılanı­şında yapılan merasim Dârüssaâde ağa­sı nezaretinde olurdu.

Dârüssaâde ağaları padişahların ölüm­leri sırasında onların yanında bulunmuş­lardır. Ölüm halinde durumu sadrazama bildiren de genellikte Dârüssaâde ağa­ları olmuştur. Yine tahta çıkacak olan şehzadeyi silâhdar ağa ile birlikte Bâbüs-saâde'de kurulan tahta oturtma ve ilân törenlerinin düzenlenmesini sağlardı. Bunun yanı sıra bayram ve kılıç alayı tö­renlerinde de bulunurdu. Valide sultan­ların Eski Saray'dan Yeni Saray'a nakil­lerinde Dârüssaâde ağası ve maiyeti gö­revliydi. Yeni bir şehzade veya hanım sul­tanın doğumu önce Dârüssaâde ağası­na haber verilirdi. Valide sultan ve sad­razamın beşik alayı ile gelen beşikler ve nişan alayı ile gelen nişan takımları Harem'in Arabalar Kapısı'nda Dârüssaâde ağasına teslim edilirdi. Hanım sultanla­rın nikâhlarında vekili Dârüssaâde ağa­sı olurdu. Nikâh Dârüssaâde ağasının odasında kıyılır ve düğün törenleri onun tarafından idare edilirdi. Harem ağalan ve baltacılarla birlikte gelin alayında ha­zır bulunan Dârüssaâde ağası, şehzade­lerin ilk derse başlayacakları zaman ya­pılan merasime de katılırdı. Hekimbaşılığa tayin edilen şahsa Dârüssaâde ağası huzurun­da hil'at giydirilirdi. Kozbekçiler Ocağı-na vakfedilen paraların muhasebeleri, her yıl sonunda Dârüssaâde ağasının hu­zurunda görüşülerek karara bağlanırdı.

Uhdelerinde haslar, mukâtaalar bulu­nan Dârüssaâde ağalarına padişah ta­rafından İsmail Geçidi gibi çok önemli mevkiler ve köyler temlik edilmiş. Ravza-i Mutahhara'da feraset hizmetleri onlara tahsis edilmişti. Birçoğu olduk­ça zenginleşen Dârüssaâde ağalan ca­mi, mescid, tekke, medrese, mektep gi­bi çok sayıda hayır müessesesi tesis ede­rek bu konuda vakfiyeler düzenlemiş­lerdir.

Harem ağalarına ait kabristanın Üs­küdar'da Seyyid Ahmed deresi civarında Pilavcı Bayırı caddesinde olduğu, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi E 9467 no'lu plan­da belirtilmektedir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi