Musiki Nedir Ne Demektir Anlamı Sözlük Anlamı

Mûsiki

Ses üzerine kurulmuş bir san'at olan "Mûsiki" kelime olarak Yunanca'dan alınmıştır. Yunanca'da "müz'lerin san'atı" manâsında "Musike" kelimesi Latince'ye "musica", Arabça'ya "musıkıy" şeklinde geçmiştir. Biz de bu kelimeyi "mûsiki" şeklinde kullanmaktayız. Umumî olarak "sesleri, kulağa hoş gelebilecek şekilde terk'ıb etmek sanatı" olarak vasıflandırılan mûsikînin birçok tarifi yapılmıştır. Mevlânâ Celâleddin Rûmî mûsikîyi "Allah âşıkları için ruhun gıdası olmuştur. Zirâ musikide sevgili ile kavuşma ümidi vardır" şeklinde tarif ederken Allah âşıkları için ruhânî bir gıda olduğuna işaret etmiştir. Mûsikîmizin dahi bestekârlarından Abdülkâdir-i Merâgî de şu tarifi yapmıştır: "îkâa denilen usulâttan her hangi birisiyle tertib olunmuş ve kulağa mülâyim gelen nağmelerin cem'edilmiş haline mûsikî denir." Büyük İslâm mütefekkiri İmâm-ı Gazzâlî de mûsikîyi "bahârın ve ezhârının, ud'un ve evtârının tahrik edemediği kimsenin mizâcı o kadar fâsiddir ki ilâcı yoktur." şeklinde tarif ediyor. Nihayet büyük Türk ahlâkçılarından Kınalızâde Ali Efendi, önemini de beyân ederek mûsikînin manâsını şu şekilde ifâde ediyor: "Her kim ki nağme-i tayyib ve âvâz-ı hub anda te'sir icrâ eylemeye, o kimse dâire-i insâniyyetten hâriçtir. Belki dâire-i hayvâniyyetten de alçak ve insan-ı kâmil katında cemâd-ı mutlaktır."

İslâmdan önce Türklerde mûsikî ve şiir daima yanyana görülmektedir. Ozan, Kam, Bahşî adları ile anılan kişiler, toplantı ve merâsimlerin vazgeçilmez mûsikîşinâsları ve şâirleri idiler. Türkler İslâmiyet'i kabul ettikten sonra da mûsikî özelliklerini korudu. Daha sonraları da İslâm Medeniyeti içinde önemli bir mevkiye sahib olmuştur. Hz. Muhammed  güzel sese çok önem vermiş ve Kur'ân-ı Kerîm'in güzel sesle ve kâidelerine uygun okunmasının önemi üzerinde durmuştur. Nitekim bir Hadîs-i Şeriflerinde "Kur'ân'ı seslerinizle süsleyiniz. Cenâb-ı Hak güzel sesle cehren ve tegannî ile Kur'ân okuyan bir peygambere kulak verdiği gibi, hiç bir şeye kulak vermemiştir (Bu konuda Sahih hadîs kitablarında hadîsler mevcuttur). Bu mes'eleye verilen önem sonucu "Tecvid" ve "Kırâat" ilimlerinin nüveleri teşekkül etmiştir. Bu cümleden olarak, tasavvuf ehlince mûsikî, insanı Allah'a yaklaştıran ve yücelten bir vasfa sahib olduğu müddetçe daima terğıb ve tercih edilmiştir. Böylece câmilerde ve muhtelif tarikat toplantılarında ve tekkelerde ibâdet ve zikir esnâsında çeşitli vesilelerle icrâ edilen mûsikî meydana geldi ki buna "Dinî mûsikî" denilmektedir.

Osmanlılar devrinde dinî hayat, kendisine bağlı olarak bir dinî mûsikîyi geliştirmiştir.

Dinî mûsikîmiz, nitelik bakımından, Câmi ve Tekke (Tasavvuf) Mûsikîsi olmak üzere iki yakın türdedir. Câmi mûsikîsinin daha çok zâhidâne bir üslub arzetmesine karşılık, tekke mûsikîsinde tasavvufî bir lirizm ve neşve mevcuttur.