Nedirler.com

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Önyargı Nedir, Ne Demektir, Tanımı (Psikoloji) - Sayfa 2

Makale İçeriği
Önyargı Nedir, Ne Demektir, Tanımı (Psikoloji)
Sayfa 2
Tüm Sayfalar

Önyargının psikolojik kökenlerini açıklamak için kullanılan birçok teori arasında motivasyon (dürtüleme) teorileri ve öğrenme teorilerini ayrı ayrı ele almak mümkündür. Motivasyon teorileri önyargılı tutumları, kişilikteki eksikliklere veya bireyin tatmin olmamış arzularına bağlamaya çalışmışlardır. Bunlar genellikle "günah tekesi" teorileri olarak adlandırılır, çünkü önyargı kurbanları genellikle önyargılı kişinin iç dünyasındaki yetersizlikler nedeniyle mantıksız bir biçimde suçlanmaktadırlar. Böyle günah tekesi teorilerinden birisi de engellenme-saldırganlık teorisidir. (Dollard ve arkadaşları tarafından 1939´da öne sürülmüş ve 1962´de Berkowitz tarafından yeni­den formüle edilmiştir.) Bu teori önyargının; birey bir engel tarafından kızdırıldığı ve bu kızgınlığı şu veya bu nedenle o engele doğrudan yansıtma imkanı olmadığında ortaya çıktığını ileri sürer. Bu teori örneğin, azınlık grupların ekonomik yetersizlik durumlarında neden artmış önyargılara hedef olduklarını açıklama konusuna uygulanabilir. Bİr başka motivasyon teorisi Adorno ve arkadaşlarına aittir. Bu teori önyargıyı otoriter-tip kişiliklerin baskılanmış düşmanlıkları bağlamında açıklama çabasındadır.

Genel önyargı teorileri olarak motivasyon teorileri sınırlıdır. Örneğin önyargı konusunda niçin belli hedeflerin seçilip diğerlerinin seçilmediğini açıklamakta başarısız kalmaktadırlar; aynı zamanda önyargılı inanışların önemli bir ölçüde öğrenme sonucunda oluşmuş olabileceğini de görmezden gelmektedirler.

Sosyal psikolojideki son zamanlarda yapılan araştırmaların çoğu, Önyargının bilişsel yönü üzerinde yoğunlaşmış olup önyargı kişilerin genellikle dünyayı algılayışı ve anlayışına dayanarak İncelenmektedir. Bu araştırma önyargılı düşüncenin önemli bir miktarının ´anormal´ psikolojik süreçlerin sonucu olmadığını öne sürer. Jerome Bruner ve Henri Tajfel insanların bilginin pasif uygulayacılari olmadıklarına, tersine gelen uyarıların anlamını kavramaya çalıştıklarına işaret etmişlerdir. Yani normal algılama; bilginin sınıflandırılması ve önceki yargılara göre özümlenmesi, algılanan veya yaşanan şeyi belirlediğine göre, bu sırada bir miklar hata ve basitleştirmenin yapılmasını gerektirir. Stereotipik düşünce bu tür süreçlerin uç noktasıdır, stereotip sosyal dünyanın hangi yönlerinin dikkatin yoğunlaşması için seçileceğini ve bu yönlerin nasıl yorumlanacağını etkiler. Örneğin, belli bir grubu tembel olarak gören bir kişi, sık sık bilinçsiz bir biçimde kendi stereotipini doğrulamaya çalışacak ve buna ters düşen delilleri görmezlikten gelecektir. Buna ek olarak belirsiz deliller, grubun tembel olduğuna ilişkin fikri desteklemek üzere yorumlanacak ve sonuç stereotipi destekler görünen bir biçimde o grupla ilgili algıların sistemsel bir şekilde bozulması olacaktır. Eğer bu stereotip, toplum içinde yaygın kabul görüyorsa bu yalnızca ortak görüşe dönüşüp sosyal baskıların stereotipi teşvik etmesiyle kalmayacak, aynı zamanda bilişsel süreçlerde inananların kendi ikilemlerini görme­sini de engelleyecektir.

SBA




Paylaş
 

Nedirler.com'da

Şu anda 52 konuk çevrimiçi