Monarşi Nedir? Tanımı, (Siyasi İdâre Şekilleri)

Makale İçeriği
Monarşi Nedir? Tanımı, (Siyasi İdâre Şekilleri)
Sayfa 2
Tüm Sayfalar

Monarşi

Siyasi iktidarın, kaynağını bir kişinin iradesinden aldığı yönetim biçimidir. İnsanları yönetmek ve devlet hayatının devamı için kurallar koymak yetkisi bir kişinin elinde toplanmıştır. Bu kişiye, toplumların tarihsel geçmişlerine, devlet yönelme gele­neklerine, ülkenin genişliğine, yönetilen in­sanların din, soy ve kültür yapılarına göre, kral, imparator, şah, padişah, hükümdar, hakan, han, emir, bey ve benzeri isimler verilmektedir. Monarşi ile yönetilen devlet­lerde, siyasi egemenliğin kaynağı ve kullanılması başta bulunan kral, ya da imparatorun kişiliğine bağlı olarak biçimlenir. Monark, insanları yönetme hakkını kişiliğine bağlı olarak aslen kazanır; ona bu hakkı ne yönettiği halk, ne de bir başka makam verir. Monarşiler, İnsanlık tarihinin bilinen en eski ve en fazla uygulanan yönetim biçimidir. Monarşinin karşıtı olan yönetim bİçimiyse cumhuriyettir. Eski Yunan sitelerinde, Roma´da ve yakın çağlarda İtalya´da kurulan bazı şehir devletlerinde görülen cumhuriyet uygulamaları dışında, devletler genellikle bir monarkın önderliğinde yönetilmişlerdir. İslam devletinin Hz. Peygamber ve Dört Halife dönemi de monarşi uygulamalarının istisnalarındandır.

Siyaset bilimciler, devlet biçimlerinin sınıflandırılmasında monarşiye önemli bir yer vermişlerdir. Aristo´ya göre monarşilerde siyasal iktidar bir tek kişinin elinde toplanmıştır. Bu kişi, ailede babanın otorite ve efendi olması gibi, toplumdaki herkesin efendisidir. Yasalara uygun olarak çıkarmış olduğu emir ve kararlara mutlaka uyulması gerekir. Eğer uyulmazsa, devletin düzeni ve insanların huzuru bozulur. Montesquİeu´ya göre monarşi bir tek kişinin yasalara uygun olarak yürütmüş olduğu yönetimdir. İktidarın kaynağı kral (monark)ın kişiliğidir. Ancak İktidarı kişiliğinden alması, monarka her istediğini yapma yetkisi vermez. Yasaların izin vermediği konularda keyfince kararlar alarak uygulayan monarşiler, despotik yönetimlerdir. Gerek Aristo ve gerekes Montesquieu, yasalara uygun yönetimler uyguladıkları sürece monarşilerin iyi yöne­tim biçimi olduğunu kabul etmişlerdir. Rousseau´ya göre monark, ülke yönetiminin tek hakimi değildir. Yönetimde egemen olan değişik güçler vardır. Bu güçlerin benimsediği İlkeler doğrultusunda yasalar yapılır. Monark adı verilen bir kişi de yasaların öngördüğü biçimde devleti yönetir.

Monarşiler, siyasal temsilin yaygınlaşmadığı dönemlerde egemen olan yönetimlerdir. Siyasal temsil düşüncesinin yaygınlaşmasıyla pek çok ülkede yerini cumhuriyetlere terketmiştir. Cumhuriyetlerde halkın, vermiş olduğu oylarla yönelime katılması mümkün olduğu halde, monarşilerde devleti yönetme işi asiller adı verilen sınırlı sayıdaki insanın tekelindedir. Halk ile monark arasında yer alan asilfer sınıfı, iktidarın yürütülmesinde monarka yardımcı olur­lar. Asiller kendilerinin doğuştan farklı yaratıldıklarına, diğer insanlara göre daha şerefli olduklarına inanırlar ve yasalar karşısında daha üstün bir konuma sahiptir. Devletin amaçlarından birisi de asillerin sahip olduğu hak ve ayrıcalıkları korumaktır. Yönetme yetkisi asillerin tekelindedir. Devlet makamları bu sınıftan insanlar arasında bölüştürülmüştür. Monarşilerde egemenliğin kaynağı, sahibi ve kullanılması bir kişinin şahsında toplanmıştır. Ancak egemenliğin kaynağının ve kullanılmasının tek kişinin elinde toplandığı tüm siyasal örgütlenmeleri aynı nitelikte görmek doğru değildir. Monarkın "egemenliğin niteliği", "kazanılması" ve "sınırları" bakımından monarşileri üç gruba ayırabiliriz.

Devletin başındaki hükümdar, ya da kralın niteliği bakımından monarşiler arasında önemli farklar vardır. Bir kısım monarşilerde, devleti kişiliğinde temsil eden siyasal öndere "tanrının yeryüzündeki gölgesi", "tanrı düzeninin koruyucusu" ve benzeri ilahi nitelikler verilmektedir. Bazılarında monark "devletin ve mülkün sahibi" kabul edilmektedir. Bazı monarşiler ise monarkı devlet olmanın zorunlu bir koşulu ve "devletin organı" kabul etmektedir, insanların kendilerinden daha güçlü olanlara ilahi nitelikler yüklemeleri tarihte sık rastlanan bir olgudur, insanların bu zaafından yararlanan bazı hükümdarlar da kendilerinin gerçekten bu tür niteliklere sahip olduklarını öne sürerek iktidarlarını güçlendirmişlerdir. Teokratik monarşi diyebileceğimiz bu tür yönetimlere Mısır firavunları, Papalık ve Ortaçağ dönemi hıristiyan kralları Örnek göste­rilebilir. Günümüzde sembolik olarak ve sınırlı bazı alanlarda İngiliz monarşisinde bu tür nitelikler görülmektedir. Teokratik monarşilerde devlet başkanının kişiliği kutsal ve dokunulmazdır. Tanrıdan başka hiç kimse onu hesaba çekemez. Hiçbir makama ve halka karşı sorumlu değildir. Vicdanının izin verdiği her türlü karan almakta ve uygulamakta serbesttir. Bazı monarşilerde ise hükümdarlar devletin sahibi kabul edilmişlerdir. Mülk devlet anlayışı olarak da adlandırılan bu tür uygulamalarda monark, devletin tüm ülkesinin ve ülkede yaşayan insanların mülkiyetinin sahibidir. İnsanları dilediği gibi kullanabilir, hak ve özgürlüklerini dilediğince sınırlayıp genişletebilir. Bu tür monarşilere, siyasal egemenliğin toprak sahibi olma esasına dayandığı Ortaçağın feodal Avrupası´nda rastlanır. Feodal düzende toprağın sahibi olan senyör, topraklanyla birlikte üzerinde yaşayan insanlann da sahibidir. İnsanları dilediği gibi kullanabilir; satabilir, bağışlayabilir, suçlu görürse öldürebilir ve toprağa bağlı olarak başkalarına miras bırakabilir. Bazı monarşiler ise hükümdarı sadece devletin bir organı olarak görmüşlerdir. Bu tür monarşilerde, devlet hayatının devam edebilmesi için, başla güçlü bir iradenin bulunması zorunlu görülmüştür. Kralın kişiliğine bağlı olarak ne ilahi nitelikleri vardır, ne de devletin sahibidir. Sadece yönetme hakkı olan ayrıcalıklı bir insandır. Devletin tüm diğer makamları gibi, monark da statüsü yasalarla belirlenen, hukuken meşru bir makamdır. Görev ve yetkileri yasalarla belirlenen bu tür monarşilere "meşruti monarşi" adı verilmektedir. Siyasal temsil anlayışının yerleşmesinden sonra, parlamentoların çıkarmış oldukları yasalarla tüm diğer devlet organları gibi, hükümdarların görev ve yetkileri de yeniden düzenlenmiş ve böylece meşruti monarşiler ortaya çıkmıştır.
Konunun devamı...