Cem Sultan Kimdir, Hayatı, Olayı

Cem Sultan. Osmanlı şehzadesi (27 Aralık 1459’da Edirne’de doğdu, 25 Şubat 1495’te Napoli’de öldü).

Babası II.Mehmed (Fatih), annesi adı Çiçek Hâtun’dur. on yaşına kadar sarayda sıkı bir disiplin altında eğitildi. 1469’da kalabalık bir öğretim kadrosu ile Kastamonu Sancak Beyliği’ne gönderildi. 1473’te, Doğu seferine çıkan babasına vekillik etmek üzere İstanbul’a geldi. II. Mehmed’in Anadolu’da Uzun Hasan’a yenik düştüğü dedikodusuna kanarak padişahlığını ilan etme düşüncesine kapıldı. Otlukbeli zaferini kazanarak İstanbul’a dönen II. Mehmed bu girişim nedeniyle oğlunun aklını çelenleri cezalandırdı. Cem’i de, 1474’te ölen büyük oğlu Mustafa’nın yerine Karaman (Konya) valiliğine atadı.

1481’de Mısır Seferine çıktığı tahmin edilen II.Mehmed Gebze’de hastalanarak ölünce, babasının yerine tahta çıkan II.Bâyezîd’e kardeşi Cem Sultan muhâlefet etti. Genç şehzade, sekiz yıl süren Konya valiliğinde, yeteneği ve yanındaki seçkin kadro sayesinde mükemmel Farsça öğrendi. Müzikten coğrafyaya kadar her dalda başarısını kanıtlarken, ağabeyi Bayezid’in Amasya Sarayı’ndaki yaşayışını andıran eğlenceli bir gençlik dönemi geçirdi. Felsefeyi seviyor, Türkler’in tarihini inceliyor, İran tarihine merakından kendisine Cem adını koyan babasına nazire olarak ilk çocuğuna Oğuz adını veriyor, buna karşılık Farsça’dan çevirdiği eserleri babasına göndererek İran kültürüne de vakıf olduğunu gösteriyordu. Konya halkı, ısındığı ve bağlandığı Cem’e geleceğin sultanı gözüyle bakıyordu. II. Mehmed de umudunu Cem’e bağlamıştı. Ancak bu konuda hiçbir önlem alamadan ölmesi, iki oğlunun taht yüzünden bir ölüm kalım savaşımına girmelerine neden oldu.

II. Mehmed’in ölümünü gizleyerek Bayezid’e ve Cem’e haberler uçuran Cem yanlısı Sadrazam Karamanı Mehmed Paşa, onun hiç değilse bir hafta önce İstanbul’a gelebileceğini hesaplamıştı. Ancak, Konya’ya gönderilen ulağın, Bayezid yanlısı Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa’nın tuzağına düşmesi planı bozdu. Bayezid, hızlı bir yürüyüşle İstanbul’a gelerek tahta oturdu.

Bunun üzerine Cem, kendince önemli bazı gerekçelerle tahtta hak iddiasına kalkıştı: Eski Türk töresinde ölen hakanın yerini küçük oğlu alıyordu.

Selçuklular, ilk Osmanlı beyleri bu kurala uymuşlardı. II. Mehmed ise, ünlü kanunnamesinin “Şehzadelere yazılacak hükümler” bölümünde örneği “Vâris-i mülk-i Süleymânî oğlum Cem...” olarak vermiş ve onun veliahtlığını ima etmişti. Aynı kanunnamenin, tahta çıkanın, devlet düzeni gereği kardeşlerini öldürmesine izin vermesi de söz konusu olunca ayaklanma kaçınılmaz oldu.

Cem, Konya’da topladığı kuvvetle 28 Mayıs 1481’de Bursa’yı ele geçirerek sultanlığını ilan etti, adına hutbe okuttu, para bastırdı. On sekiz gün sürecek bu saltanat ona bütün Osmanlı şehzadelerinden farklı olarak sultan unvanını kazandırdı. Bursa’ dan ağabeyine elçi göndererek ülkenin aralarında paylaşılmasını önerdi. Devletin bütünlüğünü koruma görevini yüklendiğini bildiren Bayezid, harekete geçerek 20 Haziran günü Cem’in ordusunu Yenişehir ovasında yendi.

Daha sonra Kâhire’ye giden Cem Sultan burada Sultan Kayıtbay tarafından merâsimle karşılandı. Buradan ağabeyine yeniden bir mektup yazarak uzlaşma yolları aradı. Cem, 20 Aralık 1481’de hac farîzasını yerine getirmek üzere Mekke’ye gidip, 12 Mart 1482’de Kâhire’ye geri döndü. Bu arada eski Karaman beyi olan Kasım Bey, Cem’i tahrik ederek Karaman beyliğini yeniden kurma düşüncesindeydi. Aynı zamanda Ankara sancakbeyini de yanına çekmeyi başarmıştı. Bu durum üzerine bir defâ daha şansını denemeye karar veren Cem Sultan’ın, Konya ile Ankara’ya karşı bizzat giriştiği taarruz başarısızlıkla netîcelendi. Bunun üzerine önce Akşehir’e sonra da Kasım Bey ile birlikte Taşeli’ne çekilmek zorunda kaldı. Konya Ereğlisi’ne gelen II.Bâyezîd’le yeniden müzâkerelere girişti. Ancak bu müzâkereler de diğerleri gibi netîcesiz kaldı. Çünkü onun Kudüs’te oturmasını teklif eden II. Bâyezîd’e karşılık Cem Sultan, Osmanlı topraklarında hâkim olacağı bir bölgenin kendisine tahsis edilmesi husûsunda ısrar ediyordu. Bunun üzerine kardeşi ile uğraşan II.Bâyezîd’in kendisine bâzı tâvizlerde bulunacağını ümid eden Kasım Beyin teşviki ile Cem Sultan, nihâyet Rodos şövalyelerine mürâcaata karar verdi. 29 Temmuz 1482 günü, Rodos limanında karaya ayak bastı. Talihsiz şehzâde için, 12 yıl 7 ay sürecek ve sonu ölümle noktalanacak olan acı gurbet hayâtı başlamış oluyordu.

Şövalyelerin başı Pierre d’Aubusson, gerçi kendisini bir hükümdar gibi karşıladı ama, artık o, Hıristiyan dünyasının “çok değerli tutsağı”ydı. Nitekim d’Aubusson, papaya ve krallara; “Cem’den yararlanıp İslamlar’a karşı harekete geçilebileceğini” bildirmekte gecikmedi. Bu değerli tutsağı sürekli Rodos’ta tutamayacağından 1 Eylül 1482’de Fransa’ya Nis'e (Nice) gönderdi. Keşifler, Rönesans ve Reform çalkantılarıyla yeni bir çağa girmekte olan Avrupa’nın kucağına düşen “Fatih’in oğlu”, “Müslüman ve muzaffer Türkler’e karşı” gerçekten değerli bir kozdu. Cem bu pahalı varlığının yanı sıra, romantik kişiliği, kültürü ve serüvenleriyle de Batı’nın ilgisini çekmeye başladı.

Avrupa’daki veba salgını ve her an kaçırılma Sürgün yabanı korkusu yüzünden, şövalyeler onu kent kent gezdirmek zorunda kaldılar: Once Savoie Dukalığı’nın merkezi Chambery’ye, sonra Rumilly’ye, oradan Dauphine’deki Le Pouet Şatosu’na götürüldü. Cem, bu şatoda, Philippine Helene’e âşık oldu. Fakat buradan da alınarak iki yıl kalacağı Boislamy’ye götürüldü.

O, şato şato gezdirilirken Avrupa diplomasisi yoğun pazarlıklarla uğraşıyordu. Papa, Napoli kralı Ferrand, Macar Kralı Korvin Matyas,şehzadeyi elde etmek için uğraşırlarken, d’Aubusson da, II. Bayezid’ den “Cem’in masrafları ve korunması” gerekçesiyle para alıyordu. Öte yandan bir kaçma girişimi üzerine şövalyeler Cem Sultan’ı Bourganeuf Şatosu’na eklenen yedi katlı özel bir kuleye hapsettiler.

Yıllarca süren pazarlıklar 1489’da sonuca ulaşabildi: Şövalyelerin başkanı, papadan birtakım kazançlar elde ettikten sonra, Cem’in İtalya’ya gitmesine razı oldu. Cem Sultan, hem tantanalı hem tehlikeli bir yolculuktan sonra Roma’ya geldi. Papa’nın muhteşem tören salonuna girerken teşrifatçıların üstelemelerine karşın kavuğunu çıkarmadı, diz çökmedi. Vakur adımlarla VIII. Innocentıus’a yaklaştı ve omuzlarından öptü.Papa’ya yedi yıldır çektiği acıları anlattı ve Mısır’a gitmek için izin istedi. Papa, Macar kralının Osmanlılar’a karşı bir sefer hazırladığını, kendisini Rumeli sınırlarında bulundurmak istediğini, eğer Hıristiyan olursa Osmanlı tahtını elegeçirmesi için her şeyin yapılacağını söyleyince Cem Sultan, bu öneriyi kesinlikle reddetti.

Cem Sultan, İtalya’da altı yıl kaldı. 1492’de papa olan VI. Alexander Borgia, kendisiyle ilgili daha haince hesaplar kurdu. II. Bayezid’den kardeşi için her yıl 40.000 düka altını göndermesini ya da öldürülmesini arzu ediyorsa 300.000 düka vermesini istedi. Ancak, papa planlarını gerçekleştiremeden, Cem’i yanma alarak Kudüs’e bir sefer düzenlemeyi tasarlayan Fransa Kralı VIII. Charles İtalya’ya girdi. Cem Sultan’ın belki de öldürülmek üzere olduğunu öğrenince Roma’ya gitti, uzun görüşmelerden sonra tutsağı teslim aldı. İki gün sonra Fransız ordusuyla Roma’dan ayrılan Cem, yolda hastalandı. Kralla kentten kente giderken durumu sürekli ağırlaşıyordu. Napoli’ye sedye ile getirildi ve orada 35 yaşındayken, 25 Şubat 1495'te öldü. Tahnit edilen cesedi, daha beş yıl pazarlık konusu yapılarak oradan oraya gezdirildi ve ancak 1499’da Bursa’ya getirilerek Şehzadeler Türbesi’ne gömüldü.

Cem’in küçük oğlu Murad, 1517’de Mısır’ın I. Selim (Yavuz) tarafından alınması üzerine babası gibi Rodos’a sığınmış ve bu adanın 1521’de I. Süleyman (Kanuni) tarafından elegeçirilmesinden sonra idam edilmiştir.

Batı edebiyatında Zizimi adıyla çeşitli eserlere konu olan Cem’in, Osmanlı divan edebiyatında da önemli yeri vardır. Türkçe’nin şiirsel anlatıma yeterince yatkın sayılmadığı bir çağda yaşadığından, dilini sevmesine rağmen, en güzel eserlerini ve mektuplarını Farsça yazmıştır. Şiirleri çoğunlukla liriktir. Gurbet ve vatan temalarını Türk edebiyatında ilk işleyen şairlerdendir. Türkçe ve Farsça Divan’ı vardır. Ayrıca Selman-ı Sâveci’nın Cemşıd u Hurşıd mesnevisini babası adına Türkçe’ye çevirmiştir.

Cem Sultan Dîvân’ından bir parça aşağıdadır:
Ne-durur Hakk’a toğru varmağa râh
Himem-i Lâ ilâhe illallah
Zahm-ı küfre odur şifâ-yı ebed
Merhem-i Lâ ilâhe illallah
Dil ü cân bağını kılur tâze
Şeb-nem-i Lâ ilâhe illallah
Kim olursa olur Hudâ’ya karîb
Hem-dem-i Lâ ilâhe illallah
Sahn-ı câna safâ virür irse
Kadem-i Lâ ilâhe illallah
Kangı kalbe yazılsa ola pür-nûr
Rakam-ı Lâ ilâhe illallah
İns ü cân râm ola ele girse
Hâtem-i Lâ ilâhe illallah
Uludur on sekiz bin âlemden
Alem-i Lâ ilâhe illallah
Toludur cümle âsmân ü zemîn
Ni’am-i Lâ ilâhe illallah