Ebu Cehil Kimdir Hayatı ve İslam Düşmanlığı

Ebû Cehîl

Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden.Yaşadığı dönemde İslâm dininin en büyük düşmanı. Asıl adı Amr b. Hişâm el-Muğira'dır. Doğum tarihi bilinmezken, miladi 624 yılında Bedir Savaşı'nda öldürüldü. Ebû Hakem ve İbn-i Hanzala künyeleriyle bilinir. Mekke’nin ileri gelen kabîlelerinden olan Mahzûmoğullarından olan Amr bin Hişâm, İslâm dînine ve  Hz.Muhammed'e olan aşırı düşmanlığı sebebiyle,  Hz. Muhammed tarafından cehâletin babası anlamına gelen, Ebû Cehil, lakabı verilmiştir. O dönemden günümüze müslümanlar tarafından lakabı Ebû Cehil (cehâlet babası) olarak anılır.

Hz.Muhammed'le yakın yaşlarda olan Ebû Cehil, İslâm dininin açıktan tebliğinden itibaren sürekli olarak karşı çıkmış, Hz. Muhammed ve özellikle güçsüz müslümanlara var gücüyle düşmanlık gösterip zulüm ve işkencelerde bulunmuştur. İslâm'ın ilk iki şehidinden biri olan Ammâr bin Yâsir''in annesi Sümeyye, İslâm düşmanı Ebû Cehil tarafından vahşice katledilmiştir. Yaşamı boyunca İslâm'a karşı tüm faâliyetlerde öncülük yapan Ebû Cehil, müslümanların açlıktan dolayı ölümle karşı karşıya kaldıkları boykot uygulamasını şiddetle takip etmiş, boykotun kaldırılmasına karşı çıkmış;  Hz. Muhammed''in hicretinden kısa bir süre önce -bir nevi Mekke şehir parlementosu olan-  Darünnedve'de yapılan müzâkerede “Her kabîleden kuvvetli bir kişi seçelim. Ellerinde kılıçları ile Muhammed’in üzerine saldırsınlar. Kılıç vurup kanını döksünler. Böylece mecbûren diyete râzı olurlar. Biz de diyetini verir, sıkıntıdan kurtuluruz.” diyerek Hz. Muhammed'in öldürülmesini teklif etmiştir. edebi_sahsiyetler/ebu-cehil" 187" 149"

Müslümanların, dinleri uğruna ev ve barklarını mal ve mülklerini, yaşadıkları yurtlarını terkedip Medine'ye hicretlerinden sonra dahi her fırsatta İslâm'a karşı düşmanlığını ortaya koyan Ebû Cehil, Bedir Savaşı'nın çıkmasına da sebep olmuştur. Ebû Süfyân'ın idaresindeki bir Kureyş kervanın müslümanların eline geçmesini önlemek amacıyla Mekke'den büyük bir orduyla çıkan Ebû Cehil, kervanın kurtulduğu haberini almasına rağmen, sırf İslâm'a düşmanlığı sebebiyle müslümanlarla savaşmak üzere yoluna devam etmiş, Bedir'e vardığı zaman Hz. Muhammed'in barış teklifini reddettiği gibi bizzat putperestlerin ordusunda olan diğer Kureyş ileri gelenlerinin savaşı önleme düşüncelerine şiddetle karşı çıkarak onları korkaklıkla itham etmiş ve savaşı başlatmıştır.

Öldürülüşü:
Hicretin ikinci yılında (M.624) olan Bedir Savaşı'nda, Afra Hâtunun iki oğlu Muaz ve Muavvez kardeşler Ebû Cehil’i savaş esnâsında yaraladılar ve yere yıktılar ve öldü zannedinceye kadar kılıç vurdular. Bedir Savaşı sonunda, bir ara Hz. Muhammed'in,  “Acabâ Ebû Cehl ne yaptı, ne oldu, kim gidip bakar?” emri üzerine ölüler arasında araştırıldı, ancak bulunamadı. Hz. Muhammed; “Arayınız, onun hakkında sözüm var.” tekrar emretti. Bunun üzerine Abdullah bin Mes’ûd, Ebû Cehil'i aramaya gitti ve yaralı buldu. Boynuna ayağını basıp sakalından çekti ve; “Ey Allahü teâlânın düşmanı! Allahü teâlâ seni nihâyet hor ve hakîr etti mi?” dedi. Ebû Cehil; “Ne diye beni hor ve hakîr edecek! Ey koyun çobanı! Allah seni hakîr ve hor etsin. Sen çıkılması pek sarp bir yere çıkmışsın. Sen bana bugün zafer ve galebenin hangi tarafta olduğunu haber ver!” dedi. İbn-i Mes’ûd; “Zafer Allah ve Resûlünün tarafındadır.” dedi. Ebû Cehil’in miğferini kafasından çıkardı ve; “Seni öldüreceğim!” dedi. Ebû Cehl; “Sen kavminin ulusunu öldürenlerin ilki değilsin. Fakat doğrusu senin beni öldürmen bana çok ağır gelecek. Hiç olmazsa, boynumu göğsüme yakın kes de başım heybetli görünsün!” diyerek, küfrünün, gurûr ve kibrinin ne dereceye çıktığını gösterdi. İbn-i Mes’ûd, Ebû Cehil’in başını kendi kılıcıyla kesemeyince, Ebû Cehl’in kılıcıyla kesti, silâhını, zırhını, miğferini ve başını getirip Hz.Muhammed'in önüne koydu. “Anam-babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Bu, Allahü teâlânın düşmanı Ebû Cehl’in başıdır.” dedi. Hz. Muhammed; “O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur.” buyurdu. Sonra kalkıp Eshâbıyla birlikte Ebû Cehil’in ölüsünün yanına kadar gittiler. Orada; “Allahü teâlâya hamd olsun ki, seni zelîl ve hakîr kıldı. Ey Allah’ın düşmanı! Sen, bu ümmetin fir’avnı idin.” buyurdu. Sonra da; “Yâ Rabbî! Bana olan vaadini yerine getirdin.” diyerek Allahü teâlâya şükretti.

Cesedi Bedir'de müşrik ölülerinin atıldığı kuyuya (Kalîbu Bedr) atılmıştır.