Bab-ı Ali Baskını Nedir, Olayı, Tarihi, Tarafları, Hakkında Bilgi

Bab-ı Ali Baskını, Balkan Harbi sırasında İttihatçılar tarafından gerçekleştirilen kanlı hükümet darbesi (23 Ocak 1913).

II. Meşrutiyetin ilânında rol oynayan İt­tihat ve Terakki Cemiyeti 31 Mart Vak'ası'nda orduya dayanarak iktidarı ele ge­çirdikten sonra ülke yönetiminde tek söz sahibi parti durumuna geldi. İttihatçılar'ın meclise dayalı bir dikta rejimi uygulamaları ülkede hızla gelişen bir mu­halefet cephesini de ortaya çıkardı. 1911 yılında Hürriyet ve İtilâf Fırkası kurul­du. Yoğun baskı altında yapılan ve son­radan "sopalı seçim" olarak ifade edilen 18 Ocak 1912 seçimlerini İttihatçılar ka­zandı. Bunun ardından İttihatçılar'in par­tizanca tutumları daha da arttı. Arna­vutluk'ta çıkan isyanı bastırmak üzere gönderilen asker arasında İttihatçılar'ın politikasını beğenmeyen muhalif subay­lar, "Halâskârân" veya "Halaskar Zâbitân" adını verdikleri bir grup kurup dağ­lara çıktılar. Bu grubun İstanbul'daki mensupları hükümete bir muhtıra vere­rek meclisin dağıtılmasını, Kâmil Paşa başkanlığında yeni bir hükümet kurul­masını, aksi halde yönetime el koyacak­larını bildirdiler. İttihatçılar buna boyun eğmek zorunda kaldılar ve 16 Temmuz 1912'de Said Paşa kabinesi yerine Gazi Ahmed Muhtar Paşa başkanlığında ye­ni bir hükümet kuruldu. "Büyük Kabi­ne" veya "Baba-oğul Kabinesi" denilen yeni hükümetin İttihatçılar'ın çoğunluk­ta bulunduğu meclisten güven oyu ala­maması üzerine sadrazamın isteğiyle padişah parlamentoyu feshetti.

8 Ekim 1912'de çıkan Balkan Harbi, siyasî görüş ayrılıkları dolayısıyla parça­lanmış olan Osmanlı ordusunu hazırlık­sız yakaladı. Birbiri arkasına alınan kö­tü sonuçlar Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükümetini istifaya zorladı. Balkan dev­letlerinin Trakya'ya doğru ilerledikleri bir sırada Kâmil Paşa kabinesi kuruldu (29 Ekim 1912). Tekrar iktidarı ele geçir­mek hırsı ile çırpınan ve savaşta mey­dana gelecek yenilgiyi hükümet değişik­liği için kullanmayı amaçlayan İttihatçı­lar ordu içinde partizanca davranışlarda bulunmaktan çekinmediler. Halâskârân grubuna mensup olmayan subaylardan pek çoğunu elde ederek orduda bulunan eski taraftarlarını da siyasî faaliyetlere şevkettiler.

Bu sırada Bulgar ordusu Çatalca'ya dayanmış ve Balkan devletleriyle Lond­ra'da yapılan görüşmeler Edirne ve Ada­lar yüzünden sonuçsuz kalmıştı. Büyük Avrupa devletleri 17 Ocak 1913'te Babı­âli'ye verdikleri bir nota ile Edirne'nin Bulgaristan'a ve Adalar'ın da kendileri­ne bırakılmasını istediler. Tekliflerin gö­rüşülmesi için Dolmabahçe Sarayı'nda iktidar ve muhalefetten ileri gelen devlet adamlarının katıldığı bir "şûrâ-yı umû­mî" toplandı. Edirne için yeni bir çözüm şeklini teklif eden bir cevabî notanın ya­zılması kararlaştırıldı (22 Ocak 1913).

Bu arada İttihatçılar uzun süredir ta­sarladıkları hükümet darbesini gerçek­leştirmek için harekete geçtiler. Bir gün önce sarayda alınan kararlan ve henüz büyük devletlere verilecek cevabî nota­nın hazırlanmadığını bildikleri halde hal­ka Kâmil Paşa kabinesini Edirne'yi Bul-garlar'a terketmiş gibi göstererek ya­pacakları hükümet darbesine millî bir galeyan şekli vermek istediler. Elçilere verilecek cevabî notayı görüşmek üzere hükümetin Babıâli'de toplandığı gün (23 Ocak 1913) Enver Bey, yanında Yâkub Ce­mil, Mümtaz, Mustafa Necib. Ömer Na­ci gibi İttihat ve Terakki'nin ileri gelen­lerinden sekiz on kişi olduğu halde, par­tinin Nuruosmaniye Şeref sokağındaki merkezinden ata binerek Babıâli'ye doğ­ru yola çıktı. Talat Bey ise birkaç İttihat­çı subay ile birlikte kıyafet değiştirerek daha önce Babıâli'ye gitmişti. Enver Bey ve yanındakilere yol boyunca çoğunluğu çocuk olmak üzere halk da katıldı. Ka­labalık ellerinde bayraklar olduğu halde tekbir getirerek Babıâli'ye doğru ilerle­di. Enver Bey ve yanındakiler dış sofaya vardıklarında sadâret yaveri Nâfız Bey odasından fırladı İse de baskıncıların ate­şi sonucu öldürüldü. Harbiye nazırının yaveri Kıbrıslızâde Tevfik Bey de aynı şe­kilde vuruldu. Tevfik Bey de ölmek üze­re iken ateşlediği tabancasıyla İttihatçılar'ın fedailerinden Mustafa Necib Bey'i öldürdü. Ortalığa dehşet salmak için so­fanın büyük camlanna ateş edilerek cam­lar büyük gürültülerle yere indirildi. Gü­rültüyü duyan kabine üyelerinin her biri bir yere sığındı. Harbiye Nâzın Nâzım Paşa ise ne olduğunu anlamak için dı­şarıya fırladı. Baskıncılar, bu sırada ka­pıyı bekleyen polis komiseri Celâl Bey'i de öldürerek iç sofaya girmişlerdi. Nâ­zım Paşa, İttihatçılar'a doğru ilerleyip yüksek sesle çıkıştığı bir sırada Yâkub Cemil tarafından şakağından vurularak Öldürüldü.

Enver ve Talat beyler kapıyı hızla aça­rak sadrazamın odasına girdiler. Enver Bey sadrazama sert bir ifadeyle mille­tin kendisini istemediğini ve istifa et­mesini bildirdi. Kâmil Paşa da hiçbir şey söylemeden bir kâğıt alarak asker tara­fından gelen teklif üzerine istifaya mec­bur kaldığını padişaha hitaben yazdı. Enver ve Talat beyler buna "ahali" keli­mesini de ilâve ettirip "ahali ve asker tarafından" şekline sokturdular.

Enver Bey, yanına Mâbeyn Başkâtibi Ali Fuad Bey'i de alarak saraya gitti. Sul­tan Reşad, İttihatçılar'ın teklif ettiği Mahmud Şevket Paşa'yı derhal sadrazam ta­yin etti. Mahmud Şevket Paşa, yanında Enver Bey ve Ali Fuad Bey olduğu halde gece otomobille Babıâli'ye geldiği za­man, sadârete tayin edildiğini bildiren fermanı okuyacak kimse bulunmadığı için bu işi bizzat kendisi yapmak zorun­da kaldı. Bir taraftan da Cemal Bey (Pa­şa) İstanbul muhafızlığını, Azmi Bey po­lis müdürlüğünü ve Enver Bey'in amca­sı Halil Bey merkez kumandanlığını ele geçirerek etrafa gerekli emirleri verme­ye başladılar. Talat Bey Dahiliye nazırı vekili unvanını kullanarak vilâyetlere ikti­dar değişikliğini bildiren telgraflar çek­ti. Bu telgraflarda Kamil Paşa hüküme­tinin Edirne vilâyetini tamamen ve Adalar'ı kısmen düşmana bırakmaya karar verdiği ve bu kararını gayri mesul bir meclise tastık ettirdiği ve bu sebeple millî galeyan sonunda devrildiği bildiri­liyordu.

Yeni hükümetin ilk icraatı, Ali Kemal ve Rıza Nur gibi muhalifleri tevkif etmek oldu. Eski kabine üyelerinden Sadrazam Kâmil Paşa, Şeyhülislâm Cemâleddin Efendi, Maliye Nâzın Abdurrahman Bey ve Dahiliye Nâzırı Reşid Bey memleke­ti terke mecbur edildiler. Gazi Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa hükümetle­ri aleyhinde, savaşa girmek ve savaşı kö­tü yönetmek iddiasıyla tahkikat açıldı. Edirne'yi kurtarmak propagandasını ya­yarak işe başlayan yeni hükümet, Kâmil Paşa kabinesinin bir hayli yumuşattığı barış şartlarından daha ağırlarını kabul etmek zorunda kaldı. Uğrunda hükümet darbesi yaptığı Edirne'yi 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması'yla Bulgaris­tan'a terketti.

Babıâli baskınıyla iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı mağ­lûbiyetine kadar muhalefeti sindirerek ülkeyi tek partili bir rejimle yönetti.

Diyanet İslam Ansiklopedisi